Ateş Düştüğü Yeri Yakar


Bugünlerde farklı bir konuda yazı yazıp düşüncelerimi paylaşmak isterken dayımın vefat haberiyle bu fikrimden bir süreliğine vazgeçtim. Başkalarının acılarını paylaşıp insani olarak üstüme düşeni acizane yapayım derken ateş bu sefer kendi yüreğimize düştü.   

Daha elli beşinde yanlış teşhis ve tedaviler sonucu hayatını kaybetti dayım. Yıllarca yanlış teşhisle kortizonlu ilaçlar verildi. Ta ki Ankara’daki hastanede yapılan tahliller sonucunda yanlış teşhis konulmuş deninceye kadar. Hastalığı kolay ve tedavi edilebilecek bir hastalıkken kullandırdıkları ilaçlarla hayatını kararttılar. Böbrekler ve karaciğer iflas etti ve sonuçta yapılan hata dayımın hayatına mal oldu. Belki kader diyeceksiniz ama ya yapılan yanlışların bir hesabı olmayacak mı? Rahmetli dayım hastaneyi mahkemeye verip “Tazminat istemiyorum, sadece benden özür dilesinler” demesine rağmen bir özrü bile ona çok gördüler.

Ölüm biz yaşayanlara bir mesajdır. Ölenin akrabasına, komşusuna, arkadaşına, tanıyanına, dostuna, düşmanına. Birgün sıranın bize geleceğine, dünyanın geçici olduğuna, kavgaya, küsmeye değmeyeceğine bir işarettir.   

Hiç unutmuyorum bir arkadaşım abisiyle ilgili bir anısını anlatmıştı. Abisi bir kurum müdürüyken işçi sendika başkanıyla kanlı bıçaklı olmuşlar. Bir sürü kavga, gürültü yaşanmış. Aradan yıllar geçmiş. Sendika başkanının öldüğünü duyan arkadaşım abisini aramış. Cenazeye gitmişler. Arkadaşım sendika başkanı toprağa defnedilirken abisinin hüngür hüngür ağladığını görünce çok şaşırmış. Dönüp abisine “Sen bu adamı hiç sevmezdin, hep kavgalıydın” deyince abisi kardeşine dönüp bu kadar kavga bu kadar gürültü bunun için miydi diyerek iki metrelik çukuru göstermiş.   

Her ölenin arkasında bir hikayesi kalıyor. Her ölüm bir mazlumiyeti, bir dramı barındırıyor içinde.Ölüm kadar hüzün veren başka bir şey var mıdır acaba? Olsa olsa ayrılıktır diyorum kendi kendime.  

Allah Kuran’da “Her nefis ölümü tadacaktır” diyor.Madem kaçış yok ölümü nasıl okumak lazım.Elbette ki bir yakınımızın kaybı canımızı yakıyor,sarsılıyoruz.Peki Allah neden bizim üzülmemizi istesin ki? Bu sorunun cevabını Allahu Teala Kuran’da şöyle veriyor:”And olsun biz sizi biraz açlık, biraz korku, biraz canlardan ve mallardan eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele”.

Ölümle en çok imtihan olan kişilerden biri  olarak aklıma Allah resulü geliyor. Kendisi daha doğmadan babasını kaybeden doğduktan bir süre sonra da annesini kaybeden rahmet peygamberi.Sonrasında kendisini himaye eden dedesi ve amcası.Yükleneceği büyük görev için Allah, o kutlu peygamberi dünyada kimsesiz bırakarak sadece kendisine sığınmasını istiyor.Ya sonra…

Ölüm imtihanı bu sefer çocukları üzerinden devam ediyor peygamberin.Hz.Fatma hariç diğer altı çocuğunu toprağa veriyor.Ne kadar büyük bir imtihan değil mi?

Evet ateş düştüğü yeri yakıyor.Acıyı veren Rabbim sabrını da veriyor.Yeter ki sabredelim,bunun bir imtihan olduğunun bilincinde olalım.

Rahmetli dayımın çektiği hastalık ve ızdıraplarının günahlarına kefaret olmasını diliyor, mekanının cennet olmasını yüce rabbimden niyaz ediyorum. Bizler ondan razıydık, inşallah rabbimde ondan razı olarak merhametiyle yargılayıp cenneti kazanmış kullarından eyler.(Amin)

Selam ve dua ile….

medipcafanali44@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Nuh Türkman | 11 Ocak 2020 22:07

    Evet, ateş düştüğü yeri yakar, ateş olmuş olan kişi nasıl yanar?

YAZARIN SON 5 YAZISI
24Tem

Kadına Şiddeti Nasıl Okumalı

10Haz

VUSLAT ZAMANI

03Şub

Deprem Ve Sarsılan Yüreklerimiz

27Oca
21Oca