Babam ve Yusuf Polatoğlu…


Akademik çalışmaları gerekçe göstererek yazılarıma bir müddet ara vermiştim. Yazamayışımın asli nedeni aslında babamdı! Müzmin hastalıktan ötürü ölümle pençeleşenin müşkülüne derman olmak ne mümkün! Ömrünün son deminde, muhtaçlığına güç vererek hayır duasını alabilmekti benimki… Bir evlat olarak muradım; na’şını yıkamak, musallaya taşımak, cenazesine omuz vermek ve kabrine birkaç kürek toprak atabilmekten ibaretti…  Çok şükür! İlahi ferman karşısında kudretimiz sadece buna kifayet edebildi!
***
Otuzlu yılların yokluğunda yoncayı yufkaya katık yapan çocukluk ve fukaralıkla imtihan edilmiş gençlik yılları… Her yılı apayrı bir dram!  Tüm bu yoksunluklara rağmen ferasetini yitirmeden tevekkülle hayata tutunma çabasının pek çok dönemine ben de şahitlik etmiştim. Şimdi filmi başa sardığımda; titremekte ve ürpermekteyim! Her şeye rağmen şükrü diline pelesenk edinen bir nesildi onlar! ‘Kin’, ‘nefret’, ‘dedikodu’, ‘çalma-çırpma’ gibi garabet alışkanlıklarla tanışıklıkları olmadan göçüp gittiler… Bizlere bıraktıkları miras; ‘kul hakkına riayet’ ve ‘şükür’… Tercih bizim; ister ‘kin’, ister ‘Yasin’? 
***
Âlim veya veli değildi. Ancak “sırat-ı müstakim’in hayatımdaki yansıması size yeter” dercesine, ömrünün hiçbir deminde nasihat etme veya telkinde bulunma gereği hissetmedi. Abdullah Nazırlı hoca efendinin rahle-i tedrisatından geçmiş olmanın ayrıcalığı olsa gerek! İzahata mahal yok; “Benden icraat, sizden kanaat” demek istemiş olduğunu ancak yokluğunda anladım... Bazı insanlar böyledir; temaşa edilerek de feyz alınır. Kiminin özü, kiminin sözü rotanızı belirler. 
***
Ozan Yusuf Polatoğlu da öyle bir şahsiyetti. 
***
Yıl 1980 veya 81. Ozan Arif, Hilmi Şahballı ve Polatoğlu’ndan müteşekkil muhteşem üçlünün Ulm/Almanya gecelerindeki sunumlarını icra etmekle müşerref olmam nedeniyle yakinen tanışık olma fırsatını yakalamıştım. Arif’i söylemeye gerek yok. Millet aşkının diyetini sürgüne mahkûm edilerek ödüyor olmasına rağmen; din, vatan, bayrak aşkına dair nağmeleri diasporadaki gençlerin kılavuzuydu. Arif’in gölgesinde kalmış olsa gerek Türkiye’de pek adı bilinmedi onun. Oysa Yusuf Polatoğlu, sözünün yanı sıra özü itibariyle de müstesna bir insandı. Bilge ve mütevazı… 
*** 
Bugünlerde iki müstesna insanı kaybetmiş olmanın ıstırabını iliklerimde hissediyorum. Babam ve Yusuf Polatoğlu… Babamın benden son arzusu bir günlüğüne de olsa hastaneden evine gidebilmekti. Evini görmek değil, yıkanmak ve vasiyet minvalinde bir not bırakmakmış meğer muradı. Yani ölüme hazırlık! Yusuf Polatoğlu’nu ise omuzuma elini koyduğu an ile hatırlıyorum. Ancak antolojide yer alan son şiirlerinden birinde; “Bilmem canımda mı gözü gurbetin” mısraının tecelli etmiş olması onun da ölümün sıcak yüzü ile adeta yüzleşmeye hazırlık içeresinde olduğuna tekabül eder gibi…  

***

İşte Gurbetin Akşamından bahseden şiiri ve onun ozanlık gücü…

Akşam oldu gün dağlardan çekildi
Değişti çehresi yüzü gurbetin
Hayallerim birer birer döküldü
Yalanmış ikrarı sözü gurbetin

Hasret canan oldu vuslat can oldu
Duygu duygu eridiğim an oldu
Yürek yufkalaştı alıngan oldu
Gayrı çekilmiyor nazı gurbetin

Polatoğlu rahat huzur koymadı
Feryadıma aldırmadı duymadı
Civan gençliğimi yedi doymadı
Bilmem canımda mı gözü gurbetin

***
Bugünün nesline babamdan miras kabilinden aktarabilecek edebi mısralar yok! Bu amaca matuf belki onun yaşantısından kesitler sunulabilir ki, onun da mecrası bu köşe değildir diye düşünürüm. Lakin Yusuf Polatoğlu’nun hayatına ve edebi kişiliğine dair pek çok kaynağa ulaşmak mümkün. Türkiye’de pek bilinmiyor olmasının ezikliği ile geçlere tavsiyemdir; Polatoğlu’nu tanıyın ve anının…


 

yagbasan23@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
07Tem

Eğitim(sizliğ)İn Vebali…

23Haz

Siz Hiç Âşık Oldunuz mu?

16Haz
09Haz
26May