‘Varoluş Türkiye’ İçin Evlat mı, Devlet mi?


Hepimiz biliriz şu meşhur atasözünü; “Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür.  Günümüz Türkçesi ile "insan hafızasının eksikliği, unutkanlığı" veya "insanın unutkanlık hali" anlamını ihtiva eden bir kelamıkibardır... Doğruluğu tartışma götürmez. Lakin mahlûklar arasında eşref olan insan kadar hafıza zafiyeti yaşayan başka mahlûkat vardır mıdır diye de dert edinmiyor değilim? İnsiyakı (İçgüdüsü) ile hayatını idame ettiren hayvanın; yediğini, içtiğini, geldiği ve dahi gideceği yolu kestirebilmesine karşılık, şu eşref-i mahlûkat olan insanın yolunu şaşırmasına şaşıyorum vesselam! Sosyal hayatın mihengine oturtulması gereken tarihi, daha ne kadar hafızlardan uzaklaştıracak şu âdemoğlu? Kahırla müşahede edilmektedir ki içinde bulunulan sosyolojik ahval, bu duruma emsal teşkil edebilecek darbımesellerle doludur. ‘Yazık’ demekten kendini alamıyor insan. Unutmak işimize geldiği için ya hatırlamıyoruz, ya gaflet halindeyiz, ya da!

 

***

 

Tarihe hükmedemeyen ve tarihi referans alma yetisini kaybeden toplumların bühtan içerisinde olduklarına dair fazla söz söylemeye gerek yok sanırım… Zira atiyi inşa edebilmenin yolu tarihi kaynaktan beslenmekle mümkündür. Allahtan tarihi bulgular kısmen de olsa hafızaların arınabilmesine katkı sağlıyor da meyyali olanlara ‘titre ve kendine dön’ şırıngası ile (bazen) şans tanıyabiliyor! En azından (az da olsa) dostu, düşmanı hatırlatıyor… Özellikle de görsel kitle iletişim araçları arasında yer alan sinema veya diziler, okuma ve hatırlama mazereti olan toplumumuzun adeta imdadına yetişiyor. Bu anlamda TRT’nin; ‘Muhteşem Yüzyıl’, ‘Diriliş Ertuğrul’, ‘Kuruluş Osmanlı’ ve ‘Uyanış Selçuklu’ gibi son nesil dizileri (biraz eksik biraz fazla) bu görevi üstlenmiş gibi görünüyor. Hele bir de ‘Sultan Abdülhamid’ dönemini karakterize eden diziye oryantalist dünyanın entrikalarını gözler önüne sermesi sebebiyle ayrı bir değer atfediyorum. Uluslararası şebekeler, entrikalar, oyunlar, tuzaklar, hileler… Kalleş ve namert emelleri deşifre ettiğin, hatırlattığın ve unutturmadığın için teşekkürler TRT… Devlet ve millet kanalı olmanın sorumluluğu da budur zaten. Ancak nasiplenene!

 

***

Gelelim konumuza. O dizlerden biri olan ‘Uyanış: Büyük Selçuklu’da; vezir Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Alparslan’ın şehadetine müteakip oğlu Melik Şah’a devletin bekası için evlat ile devlet arasında tercih yapmasına dair telkini beni hayli etkilemiştir. Devlet bekası için evlattan feragat etmek bu milletin mayasında varmış meğer! Doğru ya, devlet olmazsa evlat ne anlam ifade eder ki? Oysa devlet için evlattan vazgeçen o günkü anlayış bugün devletten feragat etmeyi dahi makama yeğler duruma gelebiliyor! İktidar olma arzusu veya makamı baki kılma şehveti gözleri kör eylemiş!

Başlar şal, eller bal, diller lal…

Makam senin olsun be hey gafil! Al başına çal

İktidar ile devlet arasındaki farkı idrak edemeyen gafil zihniyetin beş yüz milyonu aşkın Türk Dünyasına ve iki milyara yaklaşan Müslüman nüfusa ihanet ettiklerini söylemek zorundayım. Millet olma bilincini oluşturamayan; irili ufaklı 22 devletli ve dört yüz milyonluk nüfusu ile müstemleke Arap birliğinin Müslümanlara kılavuz olabilme şansı ne yazık ki bulunmamaktadır. Müstakil bağımsız bir Müslüman devlet olan Türkiye ise; ister kabul buyurun, ister reddi miras eyleyin İslam’ın yanı sıra mazlum milletlerin ve insanlığın da umudu konumundadır? O Osmanlıdır, o babadır, o beklenendir…

 

***

Görülmelidir ki devletin geleceği son yirmi yıldır olmadık şekilde tehdit altındadır. Coğrafyanın bedelini ödemek bu olsa gerek! Son yıllarda mazluma omuz vermemeyi vebal olarak gören ve zulümlere tepki koyan Türkiye Cumhuriyeti devletinin siyasal iktidarları bu anlamda doğru adımlar atmaktadır… Okzidantalist anlayışı siyasetinin merkezine alan Türkiye’ye duyulan kin işte bu nedenledir! Zira emperyalistlerin ve lejyonerlerinin oryantalist emellerini tehdit etmektedir ve dünyanın yeknesak işgaline engel teşkil etmektedir Türkiye… Ne yapsaydı yani Osmanlı bakiyesi olan Türkiye Cumhuriyeti? Filistin’i İsrail’in, Doğu Türkistan’ı Çin’in, Kırım’ı Rus’un, Doğu Akdeniz’i Yunanistan’ın, Libya’yı Fransa’nın, Azerbaycan’ı Ermenistan’ın merhametine mi bırakmalıydı? Elbette hayır! Bu devletin ve onu sevk-idare edenlerin böyle bir gamsızlığı olamazdı! Olmadığı da görülüyor zaten.

***

Bu gelişmelerden bizatihi memnuniyet duymaktayım. Lakin kuşatma altındaki devletin içindeki İrlandalıların iktidara muhalif olama arzusuyla devlete zeval vermeleri kanıma dokunur. 40 yıldır terörle oyalanan ve mütedeyyin kisvesiyle devleti ele geçirmeye yeltenen içteki iblislere karşı badireler atlatan Türkiye’nin içinde bulunmuş olduğu ahvali görmemek ve unutmak ihanetin ta kendisidir! ‘Sen ettin’, ‘ben ettim’, ‘ben olsaydım olmazdı’ mazeretlerine sığınma zamanı mı? Bırakın artık didişmeyi, bırakın artık muhalif olma adına kırıp dökmeyi, Türkiye’yi jurnallemeyi! Samimiyseniz omuz verin bu iktidara, yani devlete… Bırakın koltuk kavganız başka bahara kalsın…  

***

Üzgünüm, dertliyim ve hafızama kazıdığım Çanakkale’deki varoluş ruhunu mumla ararım! Vatansızlık, bayraksızlık ve ezansızlık zor, çekilmez… Unutan unutsun. Ben unutmam; Van’daki, Erzurum’daki, Filistin’deki, Myanmar’daki, Doğu Türkistan’daki, Srebrenitsa’daki ve dahi diğer Türk ve Müslüman coğrafyalardaki vahşetleri… Zaman, devleti evlada (makama) tercih etme zamanıdır! Hafızalar uyanış, diriliş, kuruluş, muhteşem ile tazelendi, kurtuluş ise daha dün gibi. Şimdi sıraVAROLUŞ TÜRKİYEdizisini çekmekte!

yagbasan23@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Zeynel Abidin BAŞARAN | 07 Ekim 2020 14:26

    HAFIZA, bizleri musibetlerden korur. Ne yazık ki, tekerrür eden tarih, inkarcılık ve unutkanlık yüzünden tekerrür etmekte olan TARİH nedenşyle "İnsan" denen azgın ruhlu, kötü kalpli, bencil yaratık yeryüzü cehennemini masumlara, yalanlarıyla, iftiralarıyla ve baskılarla yaşamaktadır. Gerçeğin yerine uydurulan tarih ile bu mümkün olmaktadır.

YAZARIN SON 5 YAZISI
23Haz

Siz Hiç Âşık Oldunuz mu?

16Haz
09Haz
26May
19May

Bu Devirde Toprak Satın Almalı!