Zehir Zıkkım Olsun!


      Daha önce birkaç kez köşe yazma deneyimim olmuştu. Erken vazgeçtim. Zira gazetecilik veya köşe yazarlığı bir bakıma; “eleştirmek, şeytanın görme dediğini görebilmek, yani zülfü yâre dokunmaktır!”. Ya dokunacaksın ya da yazmayacaksın! Hele sosyolojik vakaların gırla gittiği ve psikolojik incinmelerin (travmaların) yaşandığı bir ortamda pembe tasvirler yapmak; ‘gazetecilik’ değil, adeta ‘şaklabanlık’tır! Kendimi inkâr edemezdim. Buna ne tahammülüm vardı ne de midem kaldırırdı… Dokunmanın diyeti ağır gelmiş olacaktı ki ‘pes’ demiştim! Peki, aradan geçen zaman diliminde olumlu yönde değişimler mi oldu da yeniden yazmaya karar verdin? sorusu akla gelebilir. Aksine, gün geçtikçe toplumsal çöküntünün (sedimantasyonun) zirve yaptığını görüyorum. Elbet bir ben değilim bu inhitatı müşahede eden! Durumdan rahatsızlık duyan ve vazife çıkarmamı telkin eden kadimlerin ısrarı ile “vira bismillah” demeye karar verdik. Bundan böyle fırsat buldukça yazmaya çalışacağım. Elbette zülfü yâre dokunmak kaydı ile…

       Hazır toplumsal çöküntüyü satırlarımıza nakşettik, buradan başlayalım… Nietzsche’yi nasıl bilirsiniz? Ben iyi bilirim! O meşhur; “böyle buyurdu Zerdüşt” (also sprach Zarathustra) eserini bilmeyen yoktur. Bu ve diğer eserlerinin kahır ekseriyetinde Avrupa’nın 1800’lü yıllarının son çeyreğini tasvir ederken, toplumsal çöküntüyü ‘Dekadenz’ kavramı ile açıklar ve yeniden inşa edilen modern Avrupa yaşamını bir problematik olarak görür Friedrich Nietzsche. Eserlerinde; sanayileşmenin doğal bir sonucu olarak tabii yaşamdan şehir hayatına geçiş yapan ve bunun sosyolojik buhranını yaşayan ‘zavallı insan’ tasvir edilir; ‘açgözlü’, ‘ahlaksız’, ‘düzenbaz’ insan ve yeni eklektik bir düzen! Bir de elbette karşılığında ‘üstinsan’ tasviri… Hele bir de “Tanrı öldü, onu biz öldürdük” (Gott ist tot, wir haben ihn getötet!) tespiti var ya! Bazı aklı evveller onun aslında Tanrının metaforik olarak insan tarafından hiçleştirildiğine atıfta bulunduğunun farkında dahi değiller! Diğer bir anlatımla vahşi kapitalizmin güdülenleri ‘çöküntü’ ile beraber teolojiyi de yitirdiler demek istemektedir aslında. 

      Aradan geçen 150 yıllık zaman diliminde mütemadiyen dayatılan Avrupai anlayışın ve modernleşme paradigmasının Türk toplumunu yeni yeni ve şiddetle sarmaladığını görür gibiyim… Pek çok şeyi geç ithal ettik Avrupa’dan. Ancak bu namünasip davranış kalıplarının geç gelmesi hayrımıza mı oldu bilmem? Ancak son 40 yılda (1980 sonrasından itibaren) adeta dörtnala zevke ve tüketime daldık ve Avrupa’yı geride bıraktık! Sonuçta ne sanayiyi ikame ettik, ne de modernleşebildik! Yarı köylü, yarı şehirli… Sosyolojik açıdan; melez bir hayat ve insan… ‘Köylü’ derken değersizleştirdiğim anlaşılmasın, zira (her zaman olduğu gibi) şimdilerde de kutsanan bir toplumsal düzenden bahsediyorum. El değmemiş, saf, naif…

      İnsanı öteleyen ve merkeze maddeyi alan yeni toplumsal düzenin sancılarını yaşıyoruz şimdilerde. Modern yaşam mı? Yere batsın! Biat ve sadakat kültürünün liyakate tercih edildiği ve tercih edilenin beytül malı ihlal ederek statü devşirdiği yeni bir düzen! Vahim olanı ise, duruma meşruiyet atfedilmesi! Savunma hazır; “devletin malı deniz!”. Hayatta kalabilmek, statükoyu veya statüyü muhafaza edebilmek gayesiyle mi, yoksa hayat standartlarını  yükseltebilmek adına mı şu meşruluk kazandırma refleksi? “Bu mal yenilecek, bu statü nasılsa birisine verilecek, bari yiyen de gelen de ben olayım” mantığı. Zehir zıkkım olsun! 

      Okur sayım ne olur bilmem? Okuru arttırma derdim de yok zaten. Bize bizi anlayan, kelamımızın neye tekabül ettiğini bilen okusun yeter. Geneli ve gündemi buraya taşımaya gayret edeceğim, ancak yereli göz ardı edeceğim de anlaşılmasın! Ezcümle; muradımız üzüm yemek. 

Bir sonraki yazıda buluşmak dileğiyle…

yagbasan23@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 2

  • Asaf Varol | 21 Ağustos 2020 01:21

    Mustafa bey sizi kutluyorum. Yeniden yazmaya başlama kararınızı destekliyor ve bu yolda başarılar diliyorum. Eminim ki çok güzel ve de eğitici-öğretici makaleleriniz peş peşe gelecektir. Selam ve muhabbetle.

  • Habib KARAÇORLU | 20 Ağustos 2020 12:12

    Şu anda manen tükenmişliği yaşayan Batıyı takip ettikçe batmaya devam ediyoruz. Elinize yüreğinize sağlık sayın hocam

YAZARIN SON 5 YAZISI
09Oca
01Oca

Şehirdeki iade-i itibar…

25Ara

Yâd Edilebilmek.

17Ara

Anneler ve Evlatları

09Ara

Siz Gitar Çalın, Ben Kopuz!