“Önsezi” de diyebilirsiniz.
Bazıları “6. His” diyorlar. Kimileri de “Hissi kablel vuku”…
Ben de “Kuantum Dolanıklığı” şeklinde bir görüş getiriyorum.
TEVAFUK
“Tevafuk”; birbirine denk gelme, hoş ve zarif bir şekilde karşılaşma ve uyum içinde olma demektir. Bu anlamlı ve hikmetli bir şekilde birbirine yakışan denklik, ilahi bir düzenin varlığını gösterir.
Tarife devam edelim:
“Tevafuk”, tesadüf olmayan tesadüftür. Yaratanın tasarladığı hesaplı tesadüf. Bu haliyle “tevafuk”, evrende tesadüfe tesadüf edilmeyeceğini işaret ve ispat eder.
“Tesadüf” veya rastlantı ise, yalnızca ihtimallere bağlı olan olayların kesin olmayan sebepler silsilesidir.
ÖNSEZİ VEYA İÇİNE DOĞMA
Hiçbir belirti yokken bir şeyin olacağını sezme, içe doğmadır. Kişinin kötü veya iyi bir şey olacağını hissedip sonradan tahmin edildiği şekilde olayların gerçekleşmesidir. Elbette ki kişinin sahip olduğu bilgi ve deneyimlerle, olaydan önce böyle bir olayın olabileceğini tahmin etmesi denilebilir. Yusuf Nebinin rüya yorumu böyledir: Bilgisini konuşturmak.
ALTINCI HİS
6. his terimi, normal beş duyu organının (görme, işitme, dokunma, tatma, koku alma) dışında algılanan, doğaüstü veya telepatik olarak nitelendirilen bir algı veya sezgi durumunu ifade eder. “Altıncı his”, insanların bazen normal duyularının ötesine geçerek, içgüdülerine veya sezgisel bilgilerine dayanarak olayları veya durumları tahmin etme veya hissetme yeteneği olarak düşünülür.
ABDALA MALUM OLMAK
Abdal, bilge kişi ve gezgin anlamına gelir. Bilge kişiye malum olması da çok doğaldır.
GELELİM KUANTUMA… KUANTUM NE?
Kuantum fiziği, genelde atom altı parçacıkların ve ışığın davranışlarını inceleyen bir bilim dalıdır.
Kuantum evreni bizim bildiğimiz evrenden çok farklı, orada çok değişik şeyler oluyor. Bildiğimiz fizik bizim her işimizi görüyor, bizi atoma kadar da götürüyor. Hatta atomu parçalamaya (füzyon) götürüyor. Atomun içine baktığımızda içinde nötron ve protonlar var etrafında da elektronlar var.
Buraya kadar normal.
Bir alt kademeye, atom içine geçtiğimiz zaman orada bildiğimiz her şeyi unutmamız lazım. Orası kuantum evreni.
Eskiden maddenin en küçüğü atom derdik. Bunun böyle olmadığı ortaya çıktı. Atomun da alt parçacıklardan oluştuğunu öğendik.
Daha ileri aşamada bunların da sınır olmadığını gördük. Çünkü atomu oluşturan parçaları da oluşturan parçacıklar var; Bozonlar, Kuarklar, Leptonlar vb.
Büyüklük olarak ele alırsak bunların çok ama çok küçük olduklarını görürüz. Atom 10-8 cm, Çekirdek 10-12, Proton nötron 10-13, Elektron ve Kuarklar 10-16 cm.
Bu küçük parçacıkların olduğu dünyada kurallar bizim bildiğimiz gibi gitmiyor.
Bizim dünyamızda 2x2=4 iken, kuantum evreninde 2x2=5 de olabilir, 8 de…
Mesela bizim dünyamızda ben ya buradayımdır ya burada değilimdir. Ama kuantum evreninde ben hem burada hem de orada olabilirim.
ÇİFT YARIK DENEYİ
İlk defa 1909’da çift yarık deneyi ile fiziğe yeni bir boyut getirilmiştir.
Küçük bir yarıktan ışınlar gönderiliyor. Işık parçacık yapısında olduğu için karşıdaki panelde yarığın boyutuna göre ışığın yansıması gözüküyor.
Sonra deneyde bir değişiklik yapılıyor. Yarık sayısı ikiye çıkartılıyor. Ve elektron bombardımanı başlıyor.
Arkadaki panelde çift çizgi olması beklenirken, dalgalanmalar görülüyor. Bunun da sebebi elektronların birbirine çarpması sonucu su dalgaları gibi çizgiler oluşuyor. Niçin?
Bir hata olabilir diye yarıkların çıkış noktasına bir detektör yerleştiriyorlar.
İşlem tekrar başlıyor ve elektronlar tekrar tabanca gibi tek tek atılmaya başlıyor ve çok tuhaf bir şey oluyor. Önce birçok çizgi oluşturan elektronlar bu sefer sadece iki çizgi oluşturuyor. Elektron sanki kendisinin gözlendiğini fark ediyor ve hareketlerini değiştiriyor. Bu çok küçük, küçükten de küçük parça (10-16cm) bunu nasıl algılıyor?
Öyleyse “bu normal fizik” değil deniliyor ve Kuantum Fiziği doğuyor.
Çift yarık deneyi bize iki ilginç şey söyler:
1. Işık dalgalarının soyut matematiksel dalgalar olduğunu düşünebiliriz. Oysa perdeye yansıyan elektron dalgaları bunların somut olduğunu gösteriyor.
2. Tek bir elektron bile dalga olarak davranır. Yarıklara bakmazsak hangi yarıktan geçtiği belli değildir. Bu yüzden süperpozisyon halindeki bir olasılık dalgası olarak kendi kendisiyle girişim yapar ve her iki yarıktan birden geçer.
Özetle çift yarık deneyi bize kuantum dolanıklığın temeli olan Süperpozisyon’un gerçek olduğunu göstermiştir. Bir parçacık onu ölçene dek yerel olmayan bir dalgadır ve ancak ölçtükten sonra yerel bir nesneye, yani parçacığa dönüşür.
Burada biraz fizik, biraz matematik, biraz da bilim felsefesi var.
Elektron bazen, dalga bazen parçacık gibi davranmaktadır. Bazen noktadır bazen alan.
En iyisi biz buna “Belirsiz” diyelim mi?
HEİSENBERG BELİRSİZLİK İLKESİ (Ya da belirlenemezlik ilkesi)
1920’lerde Niels Bohr ve Werner Heisenberg, atomlardan daha küçük taneciklerin davranışlarının ne dereceye kadar belirlenebileceğini görebilmek için hipotetik deneyler (kabullere veya varsayımlara dayalı farazî deney) tasarladılar. Bunun için, taneciğin konumu (x) ve momentumu (p) gibi iki değişkenin ölçülmesi gerekli idi. (Momentum; kütle (m) ve hızın (v) çarpımıdır).
Onların eriştiği sonuca göre ölçümde daima bir belirsizlik olmalıdır ve bu belirsizlik, konumdaki belirsizlik ile momentumdaki belirsizliğin çarpımı olarak verilir.
Heisenberg belirsizlik ilkesi olarak adlandırılan bu bağıntı, bir taneciğin aynı anda konumunun ve momentumunun büyük bir duyarlılıkla ölçülemeyeceğini anlatmaktadır. Örneğin bir taneciğin konumunu kesin bir şekilde belirleyecek bir deney tasarlarsak onun momentumunu duyarlı şekilde ölçemeyiz. Basit bir deyişle, eğer bir taneciğin nerede olduğunu kesin olarak biliyorsak, aynı anda taneciğin nereden geldiğini veya nereye gittiğini kesin şekilde bilemeyiz. Benzer şekilde, bir taneciğin nasıl hareket ettiğini biliyorsak onun nerede olduğunu belirleyemeyiz.
SONUÇ: Atom altı dünyada nesneler daima belirsizliğe sahiptir.
Bu ilke Newton fiziğindeki kesin ön kestirmelerin de sonu anlamına gelir. Evreni artık “neden sonuç ilişkisi bağlamında düşünmek” kuantum fiziği açısından anlamsızdır. Hesaplara her zaman bir belirsizlik eşlik eder, ancak bu belirsizlik cisimler büyüdükçe ihmal edilebilecek düzeylere iner.
ELEKTRONLARIN YÖRÜNGESİ VAR MI?
Elektronlar yörüngelerini sürekli değiştiriyor. Bazen düzenli dönüyor, bazen düzensiz. Bazen çekirdeğe çok yaklaşabiliyor Bazen aynı anda iki farklı yerde olabiliyor.
Atom altı parçacıklarının çoğunun kütlesi yok. Elektron ve fotonun da kütlesi yok. Kütlesi olmayan parçalar nasıl oluyor da var oluyorlar?
Boşlukta yer kaplayana madde denir ve kütlesi olmalı lazım. Bunlar var ama kütlesi yok.
İşte “Kuantum Fiziği” bunları açıklamaya çalışıyor.
Bir şey daha: Atomu oluşturan parçacıklarını da oluşturan parçacıkların “iki boyutlu” olduğu ortaya çıktı.
Bu parçacıklar iki boyutlu ise, nasıl oluyor da bu parçacıklar 3 boyutlu evreni oluşturabiliyorlar? Bu da bir soru?
SÜPERPOZİSYON
Elektronlar atom etrafında dönerlerken bile spesifik bir yerde değiller. Değişik ve farklı yörüngeler kullanırlar. Belli yerlerde belli olasılıklarda bulunurlar. Dahası elektronlar bu yerlerde aynı anda bulunurlar. Protonun etrafındaki boşlukta, bazı yerlerde diğerlerinden daha fazla olma olasılığıyla birlikte aynı anda bulunuyor. Her şey her yerde aynı anda…
Elektronların birden fazla yerde olmasını formüle edildi, işte bunun adı “Süperpozisyon”dur.
KUANTUM TÜNELLEME
Atom altı paracıklarının önlerine bir bariyer koyulduğu zaman bariyerin bu tarafında kaldığı görülür. Fakat bariyerin arkasında da bulunabilirler. Buna “Kuantum Tünelleme” denir.
Tünelleme; bir duvardan geçiveren bir parçacığı ima ediyormuş gibi anlaşılabilir. Aslında kuantum tünelleme sürecinde; hiçbir delik, tünel veya başka herhangi bir açıklık söz konusu değildir.
Bunun yerine, kuantum mekaniğinin temel kavramı kullanılır: Olasılık.
KUANTUM SIÇRAMASI
Elektronların bir yerden bir yere gidişini göremeyiz. Sadece gittiğinde orada görürüz. Buna “Kuantum Sıçraması” denir.
Bir yere taş fırlattığımızda biz o taşın nerede durduğunu görürüz. Çünkü yer çekimi diye yasalarımız var. Fakat biz ne kadar dikkat etsek atomların hareketini ve elektronların davranışını bilemeyiz.
KUANTUM DOLANIKLIĞI
Dolanıklık, kuantum mekaniğine özgü bir olgudur. Kuantum fiziğine göre iki benzer parçacık birbiriyle “eşzamanlılığa” sahiptir. Bu parçacıklar ayrı yerlerde birbirinden eşzamanlı olarak etkilenirler. İki elektron parçası ışık yılına yakın uzaklıkta olsa dahi birbirlerini etkileyebilirler. Bu sayede birbirinden ışık yılına yakın bir uzaklıkta olan bir elektron kendi çevresi etrafında sağa dönerken diğer bir elektron parçası sola dönecektir.
Kuantum dolanıklığı bir daha tarif edelim:
Kuantum Dolanıklık (veya dolaşıklık); iki veya daha fazla parçacığın fiziksel özelliklerinin (kuantum durumlarının) aralarındaki mesafeden bağımsız olarak birbirini etkileyebilmesidir.
Bu, uzak mesafeden oluşan ürpertici etkileşimdir.
Kuantum dolanıklık, aslında sadece atom altı parçacıklara özgü bir özellik değildir; fakat dolanıklığın yeterince uzun süreler ve yeterince uzak mesafeler boyunca korunmaya devam edebilmesi için, dolanık parçacıkların olabildiğince küçük seçilmesi gerekmektedir.
Bugüne kadar bu şartlar altında kuantum dolanıklık, deneysel olarak hem fotonlar gibi kütlesiz parçacıklar hem nötrinolar ve elektronlar gibi hafif parçacıklar hem de büyük moleküller ve hatta küçük elmaslar ile gösterilmiştir.
Tekrar söyleyelim: “Dolanıklık”; iki veya daha fazla parçacığın birbiriyle anlık olarak ve kusursuz bir şekilde iletişim kurabilecek şekilde bağlı olduğu anlamına gelmektedir.
Tevafuk da öyle değil mi?
Yani, dolanık sistemleri oluşturan parçacıklar, birbirinden bağımsız değillerdir.
Kuantum dolanıklığa bir örnek verelim:
1) İki eldivenim var, biri siyah biri beyaz. Bu eldivenlerden birini kargoya verip Amerika’ya yolladım. Fakat bu eldivenlerden hangisini yolladığımı bilmiyorum. Yollamış olduğum eldiven Amerika’ya varınca, bende kalan eldivene baktım, siyah olan bende kalmış. Bu sayede anlık bir şekilde Amerika’da olan eldivenin beyaz olduğu bilgisine eriştim.
2) İki eldivenim var, ikisi de beyaz. Bu eldivenlerden birini kargoya verip Amerika’ya yolladım. Yollamış olduğum eldiven Amerika’ya varınca, bende kalan eldivenin içini siyaha boyadım ve anlık olarak Amerika’da olan eldivenin de dışı siyaha kendiliğinden boyandı. Ya da Amerika’da olan eldivenin dışını biri siyaha boyadı. Benim eldivenin de aynı anda içi siyaha boyandı.
SPİN
Burada bir nebze “Spin” kavramından bahsetmek gerekecektir.
Tüm temel parçacıkların bir "spin"i ("dönüş" veya "dönme") vardır.
Spin ya da dönü, temel parçacıklar ve dolayısıyla bileşik parçacıklar ve atom çekirdeklerince taşınan korunan bir niceliktir.
Spinin ne olduğunu iyi anlamak gerekiyor: Temel parçacık spini, parçacığı betimleyen özelliklerden birisidir; tıpkı kütle veya yük gibi. Bir hareket karşılığı yoktur.
1897 yılında, temel parçacıklardan biri olan elektronlar keşfedildi. Protonlar 1919 yılında, nötronlar ise 1932 yılında keşfedildi.
O dönemde bir lisansüstü öğrencisi olan Kronig, bu özelliğin ana nedeninin elektronların kendi etrafında dönmesi yani spin adı verilen bir özellik olması gerektiğini ileri sürdü.
Elektronlar, gerçekte kendi etrafında dönemezler; çünkü dönebilecekleri bir eksenleri yoktur! Elektronlar, nokta parçacıklardır. Eğer dönecek olurlarsa, yörüngesel hızları ışık hızının 100 katı kadar olurdu. Dolayısıyla söz konusu rotasyon, mikroskobik seviyede olan bir dönme olamazdı.
Ama ilginçtir ki parçacık yüklü ise, manyetik alan ile etkileşirken spini bu olayda rol oynamaktadır ve sanki yüklü bir parçacık "dönüyormuş gibi" davranmaktadır.
Ama bu gerçek bir dönme olmaz, çünkü dönme olarak bildiğimiz davranışı sergiliyor olsa, bir elektron normalden biraz daha yavaş veya biraz daha hızlı da dönebilmelidir; ancak gerçekte böyle bir durum yoktur. Sadece 2 "dönme" hali vardır. Bu açıdan spin, aslında bir parçacığın en önemli özelliğidir diyebiliriz; çünkü diğer parçacıklar ile bir arada nasıl duracak onu belirlemektedir.
Spin eğer "yarım" ise parçacığa fermiyon, "tam" ise bozon adını vermekteyiz. Fermiyonlar bir arada bulunamaz, bozonlar ise bir arada bulunmak isterler. Bu da, maddenin doğasını anlamak konusunda bize çok önemli bilgiler vermektedir.
DOLANIKLIĞI OLUŞTURMAK...
Şimdi, toplam spinleri sıfır olacak şekilde bir parçacık çifti oluşturduğumuzu hayal edelim. Bunu şöyle düşünebiliriz:
Atom altı bir parçacık, belli bir olasılık dahilinde, 2 yeni parçacığa bozunarak yok olabilir. Bu bozunma sırasında korunum yasalarına uyulmak zorundadır ve dolayısıyla üretilen iki parçacık, birbiriyle fazlasıyla ilişkili olacaktır: Yani bu iki parçacığın lineer momentumlarının, açısal momentumlarının, enerjilerinin ve spinlerinin toplamı, başlangıçtaki bozunan parçacığın ilgili fiziksel özelliklerini aynen yansıtmak zorundadır. Dolayısıyla örneğin başlangıçta bozunan parçacığımızı spini sıfırsa, onun bozunmasıyla oluşan iki parçacığın toplam spini de sıfır olmak zorundadır.
Bu durumda, eğer ki parçacıklardan birinin spini "yukarı" yönlüyse, diğeri "aşağı" yönlü olmalıdır.
EİNSTEİN’IN KUANTUMA İTİRAZI
Einstein’ın itiraz ettiği husus özetle şu:
Dolanık parçacıklar birbirlerinden örneğin 5 ışık yılı uzakta olsalar dahi, kuantum mekaniğinin formüllerine göre birini gözlemleyerek konumunu sabitlediğimizde diğer parçacık anında bundan haberdar oluyor ve zıt spin”i alıyor.
Halbuki birbirlerinden 5 ışık yılı uzakta olmaları şu anlama gelir: Aralarında ışık hızıyla bir haberleşme olsa dahi, bilginin iletilmesi için 5 yıl gerekir. Evrende ışık hızının geçilemeyeceğini öngören “görelilik kuramının yaratıcısı” Einstein için bu absürd (saçma) sonucun tek bir açıklaması vardır: Kuantum mekaniği eksiktir, tamamlanmamıştır, keşfedilmemiş gizli bir değişken olmalıdır.
Parçacıklar ışıktan daha hızlı şekilde haberleşemez, dahası zaten en başta konumlarında bir belirsizlik yoktur. Olmaları gereken konum, yük, Spin en baştan bellidir. Sonuç: Böyle bir tutarsızlığa TANRI ZAR ATMAZ.
Eldiven benzetmesi Einstein’ın kuantum “Süperpozisyonu” ve “Belirsizliğine” karşı çıktığı durumu anlatır. Bir çift eldiveni iki farklı kutuya koyup farklı kıtalara gönderirsek, kutuyu açtığımızda elimizde sağ teki varsa diğer kutudaki tekin sol olduğunu anlarız. Ve biz bilmiyor olsak da daha en baştan bizim kutumuzda sağ tekin olduğu bellidir. Eldivenler birbirlerine mesaj falan göndermez.
EİNSTEİN’A KARŞI TEZ:
Fakat, 1964 ve 1967’de iki araştırıcı bu hipotezi deneye döktüler. Aslında iki fizikçi de Einstein’ın haklı olduğunu düşünüyorlardı. Fakat sonuçlar, kuantum mekaniğinin tutarlı olduğunu, Einstein’ın savunduğu gibi bir değişken olmadığını, parçacıkların bilgisinin en baştan belirli olmadığını kanıtladı. Sonuç: TANRI ZAR ATMIŞTI.
GELELİM TEVAFUK VE KUANTUM İLİŞKİSİNE
Tevafuk için ilahi bir denk düşme, Yaratanın tasarladığı hesaplı tesadüf demiştik.
“Kuantum dolanıklığı” da ilahi bir denk düşmedir. Ancak bunun için “aynı kaynaktan çıkma parçacık” olma şartı aranır.
AYNI KAYNAK TARİFİ (Kısaca)
1. Aslında evrendeki bütün varlık aynı kaynaktan çıkmadır: “Higgs Bozonu”, ya da “Tanrı parçacığı”. CERN deneylerinde 8 yıl süreyle araştırılan varsayımsal parçacık. Bütün varlıkların ana elementi.
O halde aynı kaynaktan var olan her bir varlık arasında bir “Kuantum Dolanıklığı”, 13,8 Milyar yıl önce meydana gelen BİG-BANG’den itibaren başlamıştır.
2. Daha sonra bütün varlık normalde 118 elementten, ancak doğal olarak oluşan yalnızca 92 elementten oluşmuştur. Bu 118 elementin aynı orijinden geldiği Periyodik Tablo’dan (Elementler Tablosu) açıkça görülür.
3. Bütün canlıların toprak ve sudan oluştuğu da açıktır.
4. Yine bütün canlılar aynı malzemeden oluşmuştur: 4 DNA Bazı ve 20 Amino Asit. Evrim, kuantum dolanıklığının en kesin ispatıdır. Bütün canlılar aynı kaynağın evrimleşmesiyle oluşmuştur.
5. Canlıların hayatta kalmalarını sağlayan ve hayatı ölümden ayıran “CAN” da yaşam kaynağını oluşturur.
6. Evrim sürecinde “beşer’i (ön insan)” insan haline getiren “RUH”, en önemli bir kaynaktır. Akıl, irade ve vicdan sahibi tütün insanlar arasında “ruhsal bir kuantum dolanıklığı” söz konusudur.
VE DE GÖNÜL DOLANIKLIĞI
Gönül yakınlığı olan kimselerin birbirine yakınlığı, kuantum dolanıklığının harika bir izahıdır. Zira gönülden bağlı olanlar, birbirlerini çok yakından hissederler, duyarlar.
GÖNÜL NE?
Gönül bir kap: İçine sevgi, muhabbet, hoşgörü, yardım vb. bütün insani değerler konulur.
Sevdiğimizi gönülden severiz, sevgiliye gönül veririz, sevmediğimizi gönlümüzden çıkarırız.
Gönülden gönüle yol vardır. O yolda buluşan iki gönül bir olunca samanlık seyran olur.
Bir şeye niyetlendiğimizde onu önce gönlümüzden geçiririz.
Bağların en sağlamı gönül bağı, birliklerin en güçlüsü gönül birliğidir.
En yakın dostlar gönülleri bir olanlardır.
Mecnunlar Leyla’sını gönülde ararlar.
Allah kelimesin anlamı sevgi demektir. E-l-h harflerinin 6 kombinasyon ismi sevgi, bunların tersi olan 6 isim de yine sevgi demektir.
“Vedud” Allah’ın isimlerinden biridir, “seven ve sevilmeyi bekleyen” demektir. Vedud’un yansıdığı gönül adamı, çok seven çok sevilendir.
Varlığı oluşturan çekim gücü sevgidir. Buna “cazibe” de denir. Gönül adamının sevgisi kozmik çimentodur. Dostları bağlar ve onlara bağlanır.
Gönül adamı, “Önce selâm, sonra kelâm”, “Önce refik, sonra tarik” diyendir.
Gönül sevgililerin mekanıdır. Sevenler, sevilenler gönüllerde yaşar. Yakın olanlar birbirlerinin gönlünde hayat sürerler.
Ve böylece gönülde başlayan ilişki, “TEVAFUK” ve “KUANTUM DOLANIKLIĞI” şeklinde birbirine bağlanıp dolanarak devam eder durur.
Siz buna “ÖNSEZİ”, “ALTINCI HİS” veya “HİSSİ KABLEL VUKU” da diyebilirsiniz.
Rabbimiz! Bize “El Alîm” isminden bilgiler lütfediyorsun. Biz de Seni sınırsızca övüyor ve çok seviyoruz Allah’ım.
Gönülden tevafukla kuantum dolanıklığı ilişkimizi sürdürmemiz dileğiyle…
Bu yazı daha önce Sn. Prof. Dr. Orhan ASLAN'ın Sosyal medyasında (Facebook) yayınlanmıştır.