Düş Yolculuğunda Edebiyat ve Sanat


Sonsuz gün batımının meçhul akşamlarında bazen düş yolculuklarımız başlar.  Bir yarına ya da uzun bir geleceğe dair düşünceler zihnimizi esir alır.  Nereden başlamalı ikilemleri arasında dolaşırken bazen bir şiirin mısraları takılır zihnimize bazen de bir ressamın fırça darbelerinden süzülen hikâyeler... Düş ve düşünce derinlikleriyle baş başa kalmanın özgür dünyasındayız artık.  Edebiyat ve sanatın düşsel yolculuklarında özgün fikirler ansızın insanın zihnine yerleşir. Beklenmedik bir zaman dilimine kendini konumlandıran bilinçaltının yansımaları o anı bekliyordur sanki. Bir hikâyenin başlangıcının basamakları kendiliğinden diziliverir.


İnsanın düş dünyasını saran esrarengiz düşünceler prangalarından kurtulup yeni bir edebi yolculuğa çıkma anı heyecan doludur. Zaman size teslim olurken sözcükler dalga dalga yayılır. Edebi anlamda bir metin yazmak zorlama düşüncelerle boy vermez çünkü. İnsanın duygusal dünyasının bir başlangıç yapması gerekir. Latin Edebiyatının önemli yazarlarından Cortazar: "Konular aklıma tıpkı pencereden yanlışlıkla içeri dalan bir kuş gibi birden geliyor."  Dolayısıyla sanat ve edebiyatla uğraşanların ilham denen duygusal anları vardır. Duygusal yoğunluğun yaşandığı anlar; edebiyat ve sanat alanında yeni başlangıçlara zemin hazırlar. Çünkü ruhsal hazır bulunmuştuk düzeyi en üst seviyededir. Sonrası kendiliğinden gelir. Bir beste yapılırken, bir şiir yazılırken ya da bir resim çizilirken birikimlerin esere dönüşmesi “ o anı”  bekler çoğu zaman. Yaratıcı ve pozitif ayrıştırıcı nitelik kazanan eserler böyle vücut bulmuştur hep. Zihinsel tasarımların şekillendiği, yarına galibiyet olarak aktarılan eserlerin  çoğunun arka planında “ anlık düşüncelerin”  izi vardır. Zaman, mekân ve olguların bir esere dönüşme yolculuğu anların kesişmesiyle zenginleşir. 


Yazın ve sanat dünyasındaki gelişmeler duygusal aritmilerin gölgesinde bazen gelişir. Debussy’in “müziği yaratan notalar değil aradaki boşluklardır” sözü bu konuda çok şey ifade eder. Bir de diğer alanlarda olduğu gibi edebiyat ve sanatsal beceriler geçmişin birikim formlarından esinlenir ve güçlenir. Örneğin modern edebiyatta kurmaca dünyası üç sütun üzerinde yükselmiştir. Cervantes'in tarihsel bakışı, Homeros’un epik anlatıcılığı ve Shakespeare’in dramsal çok sesliliği. Bu üç yoldan birinin ya da hepsinin kullanıldığı roman sanatı söz konusu yazarların biçemleri etrafında şekillenmiştir.  Ayrıca yazarların konuları ele alış metotları ve satır aralarında verdikleri güçlü mesajlar okuru metnin içine daha çok çeker. Tolstoy iyimser, Dostoyevski karamsar bakış açısıyla olaylara ayna tutmuştur. İkisi de kalemleriyle okurun zihninde silinmez bir edebiyat mirası bırakmışlardır. Öyküde Said Faik, romanda Yaşar Kemal’in kaleminden dökülen edebi metinlerin de kendine özgü bir yanı vardır ve okuma oranının artmasına katkı yapmıştır.

İnsanı düşsel yolculuklara çıkaran edebiyat ve sanat ayrıca kişilik de kazandırır. İlişkilere değer katar, mutlu, kendisiyle barışık ve özgüveni yüksek bir toplumun inşasına hizmet eder. Düşünen, hayal kuran, analiz ve sentez yapabilen insanların çoğalması edebi ve sanatsal gelişmeleri bir adım öteye götürür. Edebiyat ve sanattaki özgün fikirlerin ortaya çıkması daha çok düşsel yolculuklarının bir sonucudur. Çünkü düşsel yolculuklar hayata anlam katar ve insanı orijinal fikirlerle buluşturur. Hayata biraz da buradan bakmak gerekmez mi…?
        

recep077@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Aydın Kara | 06 Nisan 2021 20:48

    Çok güzel edebi bir yazı. Tebrikler...

YAZARIN SON 5 YAZISI
13Nis

Zor Zamanlar

06Nis
18Şub

Doğan Cüceloğlu

22Ara

Vazgeçebilmek

21Ekm

Karanlıktan Sonra