Metropol Şehirler Cazibelerini Kaybediyor mu?


Hayatta kalabilmek için insanların gösterdikleri çabalar tarihsel süreç içerisinde avcılık-toplayıcılıkla başlamış daha sonra çiftçilik-hayvancılığa doğru evrilmişti. Toprağı işlemeyi öğrenen insanoğlu daha iyi şartlarda yaşamak için yerleşik hayata geçmişti. Yerleşik hayata geçilmesi ile birlikte insanlar bulundukları coğrafyaya uygun olarak kendilerini geliştirmiş, uzmanlaşmış ve iş bölümüne gitmişlerdir. İlk kentsel yapıların nüvesi de böylece ortaya çıkmıştı.

Kentlerin cazibe merkezlerine dönüşmesi 18.ve 19.yüzyılda sanayi devrimi ile birlikte geometrik bir hız kazanmıştır. Buhar gücüyle çalışan makineler makineleşmiş, endüstriyi doğurmuş ve bu gelişmeler Avrupa’da sermaye birikimini arttırmıştır. Daha çok yatırım ve üretimin olması şehirlerdeki iş gücüne olan ihtiyacı artırmakla kalmamış tüketim alışkanlıklarını da değiştirmiştir. Böyle olunca köylerden kentlere doğru göç hızlanmış ve köylerdeki nüfus doğal olarak azalırken şehirlerdeki nüfus artmıştır. Zamana yayılmadan gelişen bu durum beraberinde birçok sorunu getirmiştir. Bu sorunların en önemlisi barınmadır. Bunun yanında bu kadar nüfusa hazır olmayan kentlerin insanların ihtiyaçlarını karşılama da yetersiz kalması şehirlerde anakronik zamanların yaşanmasına sebep olmuştur. Bir yandan modern bir hayat tarzı bir taraftan kötü şartlarda bir yaşam… Şehrin merkezi ile periferi denilen şehrin dış çevresinde yaşayan insanların hayat standartlarına ilişkin kıyaslanmayacak bir orantısızlık…  Aynı şehirde yaşayan insanların alım gücünden tutunda eğitim olanaklarına kadar birçok hizmetten yararlanma imkânları büyük farklılıklar göstererek bu durum katlanarak günümüzde devam etmektedir.

Metropol şehirlerde ekonomik anlamdaki heterojenlik; güvenlik başta olmak üzere altyapı, çevre, sağlık, barınma, ulaşım, eğitim, kültür gibi sorunların artmasına neden olmuştur. Özellikle aynı şehirde yaşayıp alım gücü, işsizlik ve diğer hizmetlere ulaşmadaki sıkıntılar o şehirlerin güvenliklerini önemli ölçüde olumsuz etkilemiştir. Bu durumun en tipik örnekleri; Brezilya’nın Sao Paolu ve Rio de Janerio  kentleridir.  Favela denilen teneke evlerde yaşayan yoksul insanlar çok kötü şartlarda bir hayat sürerken yanı başlarındaki zenginler daha konforlu bir hayat yaşamaktadırlar. Zenginler, bu şehirlerde gasp, hırsızlık ve çeşitli saldırılardan kendilerini korumak için işyerleri ve evlerinin üstüne helikopter pistleri bile inşa etmişlerdir. Bu nedenle Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra en çok helikoptere sahip olan ülke Brezilya’dır.

Yukarıda bahsetmeye çalıştığım konu büyük şehirlerin genellikle yaşam standartları ile ilgilidir. Ancak yazının başlığında olduğu gibi büyük metropoller cazibesini kaybediyor mu? Sorusunun ise henüz net bir cevabı yok…  Ancak karşımızda duran bir gerçek var. Bu da Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve dünyanın her tarafına yayılan Kovit-19 salgının özellikle metropolleri daha çok vurmasıdır. New York, Paris, Barselona, Milano, Londra, Moskova, İstanbul, Tokyo gibi şehirlerin diğer ülkelerle olan hem ulaşım sıklığı ve kilometre kareye düşen insan yoğunluğundan dolayı en çok sorun yaşayan şehirler olmuşlardır. Bu kalabalık şehirlerde insanların salgından kendilerini korumaları daha zor ve maliyetli olmaktadır. Bu durum insanların büyük şehirlerde yaşamalarının fayda maliyet ilişkisinin tartışılmasına da zemin hazırlamıştır.

Aslında Finans, sağlık, kültür turizm, eğlence gibi konularda cazibe merkezi olan büyük şehirlerden uzaklaşmak için insanlarda bir arayış başlamıştı zaten. Pandemi bu süreci hızlandırdı. İnsanların yaşadıkları metropollerde hareket daralmasından dolayı daha sakin şehirlere ve kasabalara yerleşme düşünceleri arttı. Günümüzde işlerini uzaktan takip etme gibi imkânların artması da bu düşüncenin gerekçelerinden biri…  Bu sebeple önümüzdeki yıllarda büyük şehirlerden diğer bölgelere tersine bir göçün olacağı kentbilimciler tarafından dillendirilmektedir. Böyle bir durumun gerçekleşmesi hem o kentleri rahatlatacak hem de son yıllarda gündemde olan “doğaya dönüş“ sürecini hızlandıracaktır.

Ekolojik denge ve insanların gereksinimlerini karşılamada zorlanan metropol şehirler rahatlayacak, böylece bölgeler arası nüfus yoğunluğu eskiye göre daha orantılı bir seyir izleyecektir. Depremler, yangınlar, salgınlar ve diğer doğal afetler karşısında daha savunmasız olan büyük şehirlerin etkilenme sonuçları o ülkenin beşeri ve ekonomik yapısına daha çok sirayet etmektedir. Bu şehirlerin büyüklükleri nedeniyle olumsuzluklardan etkilenme sonuçlarının ağır olması hesabıyla nüfuslarının belli bir sayıda dengelenmesi önemlidir.

Bir ülkenin tüm şehirlerinin bulunduğu coğrafyanın ekonomik, sosyal, kültürel özelliklerine göre cazibe merkezi haline getirmek doğru bir yaklaşım olacağını düşünüyorum. İnsanları doğdukları yerde tutmanın en pratik yolu budur. Sonuç olarak bu salgın büyük şehirlere olan ilgiyi gerçek manada azaltacak mı yoksa bu şehirlerden kaçmak düşüncesi geçici bir heves mi?  Bunu birkaç yıl içinde anlayacağız…

recep077@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
10Haz
05May

Bahar Sessizligi

05Nis

Korona Günlerinde Yaşam

19Mar

KASSANDRA GEÇİDİ

07Mar

8 Mart