Millî Eğitim Üzerine Düşünceler   


GİRİŞ  
Orta dereceli okulların eğitim ve öğretim faaliyetlerinin verimini artırmak mezunlarının kalitesini yükseltmek, iyi vatandaş olmalarını sağlamak için aşağıda belirteceğim hususların icrası zaruri hale gelmiştir. Böyle söylemek ”Bundan başka doğru yoktur. ”anlayışından kaynaklanmıyor, bilakis var olan bozuklukların tamirinde bir fikir verebilme düşüncesinden doğuyor.  
1-    Orta dereceli okulların programları  
2-    Orta dereceli okulların imtihan uygulamaları  
3-    Orta dereceli okulların öğretmenlerinin (nitelikçe) yenilenmeleri ve kültürel beslenmeleri  
4-    Orta dereceli okulların öğretmenlerinin terfi, tayin ve nakil işlemlerinde uyulacak prensipler  
5-    İl ve ilçe merkezi dışındaki okullarda yapılan eğitim ve öğretimin eksiklik, yetersizlik ve bozukluğu  
6-    İl ve ilçe merkezi dışındaki okulların muhammen malî yükü  
7-    Sonuç 
 
1-         Orta dereceli Okulların Programları        
Ülkemizde orta dereceli okullarda nelerin okutulacağı önceden tespit edilmiş, uygulama -zaman zaman yapılan değişikliklere de uyularak –buna göre yapılagelmiştir.  
Yapılan Nedir?  
Herhangi bir okulda herhangi bir dersin programı, aynı okulun aynı dersi okutan öğretmenleri tarafından ele alınır. Buna göre tavsiye edilen ders kitapları göz önüne alınarak yıllık ders planı yapılır. Bu plan, diğer ders öğretmenleriyle temas kurularak eğitim yılı sonuna kadar uygulanır. Yıl içinde program değişirse bu değişiklik yıllık plana da yansır. Plan, herhangi bir öğretmen tarafından yetiştirilememişse eğitim yılı sonunda meşru gerekçesi ile okul müdürlüğüne rapor edilir.  
      Tavsiye edilen ders kitabı birden çok ise bir okulda okutulmak üzere biri seçilir(2)Bu durum 1983-1984 eğitim yılı sonuna kadar devam etti.1984-1985 eğitim yılında uygulanmasına başlanmak üzere değişti. Bu değişiklik Tebliğler Dergisinin 23 Nisan 1984 tarihli 2163. sayısında yayımlanan 1984/ 87 sayılı genelge ile açıklandı.  
Bu genelgeye göre okulların okutacağı kitapların listeleri ilçe Millî Eğitim Müdürlüğünde toplanır, İlçe millî Eğitim müdürünün başkanlığında kurulan bir komisyon tarafından incelenir, itilaflı olan kitaplardan biri-ekseriyeti teşkil ettiği için- tercih edilir. Böylece de ilçe okullarında kitap konusunda birlik sağlanmış olur. Böyle bir birlik, ülkemizin geleceği için yeterli olamaz. Yine de bir dağınıklık söz konusudur.  
      Öyleyse ülke çapında birliği sağlamak için neler yapılması gerekir?  
      Bunun için ülkemiz şartları, eldeki imkânlar ölçüsünde hatta imkânları zorlayarak çok akıllıca değerlendirilmeli. Çeşitli sosyal, ekonomik, kültürel imkânlar içinde bulunan bölgelerimiz varken imkânsızlıklara mahkûm olmuş bölgelerimiz de vardır. Bu durum istenmeyerek meydana gelmiş olsa da vardır. Bu yüzden Türkiye,” Millî Eğitim Meselesi “ açısından bölgelere ayrılabilir. Bu ayrımda ölçü idarî taksimata benzememeli yani bir bölge içine alınacak iller veya ilçeler birbirine komşu olmak zorunda bırakılmamalıdır. İdarî bakımdan hiç de ilgileri olmayan yerler eğitim davası bakımından aynı bölge içinde düşünülebilir. Buna ciddi bir çalışma ile gerektiği kadar bölge ihdas edilebilir. Bu görev Millî Eğitim Bakanlığınındır. Dilediği gibi tasarruf yapabilir.  
      Ülkeyi, eğitim davası bakımından bölgelere ayırdık.  Bu bölgeleme, eğitim öğretim hizmetlerini değerlendirmede işe yarayacaktır. Bundan evvel yapılacak ilk iş, ülkeye şamil okulların programlarını yeniden hazırlamak veya ıslah etmektir. Bu program gereğince okulların ders durumuna göre hazırlanmış yıllık ders planları yazılı hale getirilir. Uygulama için okullara gönderilir, uygulattırılır.  
      Ayrıca öğretmensiz geçen derslerin de dolması için gereken tedbirler alınır.(3)  
      Bu yıllık planlar aynı olduğundan, orta dereceli okullar bölge bölge aynı planlarla aynı anda eğitim öğretim başlamış olacaktır. Böylelikle de okullarda yıllık plan hazırlama ve tasdikletme yüzünden yaklaşık bir ay derslere plansız programsız girilmeyecektir. Böyle bir uygulama günlük planın angarya kabul edilişini de ortadan kaldıracaktır.(4)  
2-ORTADERECELİ OKULLARDA İMTİHAN UYGULAMALARI   Derslerin işleniş süresine göre imtihanlar bir eğitim yılı boyunca en az dört, en fazla altı yazılı ve iki sözlü şeklinde yapılıyor. Bu sayıların taksimi dönemler için eşittir. Daha önceki yıllarda ise altı yazılı iki sözlü şeklinde idi.  
            Bu imtihan uygulamalarını hiçbir yan tesir olmadan derse giren öğretmenler yapıyor. Bir öğretmenin not verişine başka bir öğretmen karışmıyor. Bu uygulama halen devam ediyor.  
            Yalnız eylül ve haziran imtihanları diye anılan imtihanları okul müdürlerinin başkanlığında kurulan komisyonlar yapıyorlar.  
            Bu günkü şartlarla bir edebiyat öğretmeni maaş karşılığı girdiği otuzar mevcutlu üç şubenin bir eğitim yılı için birer sayfa hesabıyla toplam 1014 yazılı kâğıdını, 180 adet de –artık kaçar sayfa olacaksa –dönem ödevlerini okuyacaktır.  
            Eğer öğretmen tam ücretle ders okutuyorsa rakamları iki ile çarpmak lazımdır.  
            Bu kadar kâğıdı okumak ve değerlendirmeye çalışmak öğretmenin öğreticilik ve eğiticilik yönünü zaafa uğratır. 
Çünkü birçok yanlış doğruyu bulmayı güçleştirir. 
Öğretmenimize gerçekten salim, dinlenik bir zihinle çalışma ve değerlendirme zamanı kalmaz.  
            O halde ne yapmalı?  
            Birinci bölümde, ülkenin bölgelenmesinden bahsetmiştik. Bu bölgelerin özelliklerine uygun elektronik beyinle değerlendirilebilecek nitelikte yüksekokul imtihanlarında olduğu gibi soru kitapçıkları ve cevap kâğıtları, uzmanlar tarafından hazırlanır. Soru adetleri derslerin ağırlığına göre olur. Bu sorular okullara gönderilir. Gerek ülke çapında gerekse bir bölge çapında aynı gün aynı anda öğrenciler imtihan edilirler. Sonunda soru kitapçıkları öğrenci ve öğretmenlerde kalır. Cevap kâğıtları bölge merkezine, oradan genel merkeze değerlendirilmek üzere gönderilir. Sonuçlar en kısa zamanda okullara bildirilir. Böylece öğrencilerimiz sevilerine göre ölçülmüş olur.  
            Bu şekil bir uygulama öğrenci kayırma ve öğretmen ayarlamaya çalışma hastalığının kesin ilacı olur. Bu imtihanların bir eğitim yılı içinde 4’ü geçmesi külfet olur. Bunun öğretmene ve öğrenciye ve dahi ülkeye  sağlayacağı fayda üçüncü bölümde  ele alınacaktır. Bu şekil bir uygulamada öğrencinin not korkusu,   öğretmenin not silahı tehlikesi olmaz. Geriye öğretmek, öğrenmek, eğitmek,  eğitilmek kalır.  Bu sınavlardan alınan sonuçlar sınavla girilen Öğretim kademelerine girişte ölçü kabul edilir. Bu sonuçlara göre kademeye geçilir. Kademe atlamak için özel kurs v.s.ye gerek kalmaz. Okulların nitelikleri bunu sağlayacak kaliteye yükseltilince tek tedrisatla sınavsız bir üst kademeye intisap sağlanmış olur.    
            3-ORTADERECE Lİ OKUL ÖĞRETMENLERİNİN YENİLENMELER ve KÜLTÜREL BESLENMELERİ  
            Yukarıda işaret ettiğimiz gibi öğretmenin elinde bir yıllık plan var. Amacı belli, metodu belli, işi belli, sadece öğretmek, eğitmek. Bunun dışında imtihan kâğıdı,  ödev kâğıdı okumasına lüzum kalmıyor. Görevi elindeki yıllık planda belirtilen amaca en uygun şekilde ulaşmak. Bunun için ne lazımsa yapmak. işte öğretmen ve eğitimdeki ustalık burada kendini gösterir.  
            Öğretmen, öğrencinin de elinde bulunan ders kitabı ve kaynak kitaptan başlayarak konunun en orijinal kaynak kitabına varıncaya kadar arada kalan birçok eserden yararlanacak. Çünkü buna zamanı olacak hatta büyük kütüphanelerimizin bulunduğu bölgelerde orijinal eserleri bile yakından inceleme imkânı olacak. Öğretmen böylece kendini yenilemiş, öğrencinin de eli altında bulunan kitaptaki bilgileri allayıp pullayıp öğrenciye sunma şaklabanlığından kendini kurtarmış, kültürel beslenmede doyuma ulaşmış bir eğitici olarak karşımıza çıkar. İşte bu öğretmen öğretir de eğitir de yalnız öğrettiği şeylerin uygulamasını yapabilecek bir ustalığa ulaşmamışsa etkili olmasını beklemek çalışmadan başarmasını beklemekten farksızdır.  
            Peki, öğretmen belirtilen nitelikte çalışma yapar mı? Yapar, isterse yapmasın. Her şeyden evvel vicdanî bir baskının altında ezilmek istemez. Onun için yapar, yapmak ister. Ayrıca beşerî dünyada insanlara bir iş yaptırmak için maddî müeyyideler de uygulanmaktadır. Bunlar kanun ve yönetmeliklerle (5)  mümkün olan şeylerdir. Bunlar da cezalar, mükâfatlar,    tenziller, terfiler, istekli -isteksiz tayinler vs.dir. Bunlarla da tedbirler alınabilir. İkinci ve zor olan yoldur bu. Zor da olsa bu yola, mecbur kalındıkça başvurulur. Bunun esprisi, 4.bölümde anlaşılır sanırım.  
ORTADERECELİ OKUL ÖĞRETMENLERİNİN  
TAYİN, TERFİ ve NAKİL İŞLEMLERİ VE UYULACAK PRENSİPLER  Daha önce sözünü ettiğimiz merkezî bir şekilde değerlendirilen öğrenci imtihanlarının sonuçları tek tek öğrencilerin okulun ve dersi okutan öğretmenlerin başarısının bir ölçüsü olacaktır. Burada şu husus önemlidir: Olağanüstü hallerle gecikmiş yıllık plânlarda başarısızlığa yol açan uygulamaların raporları delil ve gerekçeleri ile imtihan cevap kâğıtları ile beraber gönderilmeli değerlendirmede dikkate alınması sağlanmalı. Bu durum kurum amiri olan okul müdürünün kanaatine bağlı kalmalı, yani planı yetiştirememiş bir öğretmenin mazeretini meşru sayıp saymama konusunda okul müdürleri nispeten yetkili sayılmalıdır.  
            İmtihan sonuçlarına göre öğrenci başarıları, şube şube ele alınır, bu şubelerin başarılarının ortalaması, istenen derecede ise öğretmen de başarılı sayılır. Aksi halde öğretmeni bir sürü külfetten kurtaran bu sistemin nimetinden faydalanmamış, öğrencilerini de faydalandırmamış öğretmen başarısız sayılmalı düşüncesine önem verilmelidir.  
            Kısacası ve açıkçası, sun’i bir değerlendirme olmayacağı için öğretmenin şubenin okutulan dersteki başarısı öğretmenin de başarısıdır. Bir öğretmenin şubelerin başarı ortalamaları ise öğretmenin eğitim yılı içindeki başarısı olur.  
            İşte bu başarı, öğretmenin tayin, nakil, terfi, mükafat ve mücazatında  ölçü olmalıdır.  
            Ayrılmış bölgelerden alt kademede bulunan bir bölgede istenilenin üstünde bir başarı göstermişse bir üst bölgeye isterse tayini yapılabilmeli , üst kademedeki bir bölgede istenen başarıyı gösterememişse alt kademedeki bir bölgeye istemese de nakli yapılabilmeli. Böyle durumlarda eş durumundan ayrı bölgede kalmamalı. Eşi de aynı bölgeye nakledilebilmeli. Duruma göre tayin edildiği bölgedeki okulların başarı durumu da dikkate alınmalı.  
            Böyle bir uygulamanın öğretmenleri teşvik edeceğine halisane duygularla inanmaktayız.  
İL ve İLÇE MERKEZİ DIŞINDAKİ OKULLARDA YAPILAN EĞİTİM ve ÖĞRETİMİN EKSİKLİK ve BOZUKLUĞU  
            Denebilir ki son zamanlarda, ülkemizde diplomalı cahillerin kaynağını bu okullar oluşturuyor. Bu okullardaki eğitim ve öğretimin sağlıklı olduğundan hiç bir akl-ı selim kişi bahsedemez. Zaten bu okulların bir kısmı elverişsiz binalarda aceleyle açılmış okullardır. Bu okulları ya sağlığına kavuşturmalı ya kapatmalı. Bu günkü Türkiye şartları bu okulların kapatılması gerektiği inancını destekliyor.  “Bu zamanda okul kapatmak cehaletle mücadeleyi bırakmak anlamına gelmez mi?” şeklinde bir soru sorulabilir. Öyleyse bu okulların neden kapatılması gerektiği üzerinde durabiliriz. Bu okulların çoğu, yukarıda ifade edildiği gibi eğitim öğretime nev’i sahsına münhasır binalara sahip değil. Bu bir, bazı bölgelerde birbirlerine oldukça yakın köylerde hâlâ eğitim öğretimi sürdürmeye çalışıyorlar, bu iki. Bu okulların çoğu hemen hemen branş öğretmenlerine sahip değiller; bu üç. Dolayısıyla bir kısıp dersler branş dışı okutuluyor, ücret ödeniyor. Ücret alan öğretmenler, diğer taraftan maaşının bedeli olan ders saatini dolduramamış durumda iken, bunda öğretmenin suçu olamaz, bu dört. Hele hele en önemlisi, bu okulların öğrenci mevcutları şehirlere göre çok az sayıda. Hatta öğretmen sayısının öğrenci sayısından çok olduğu okullar da duyulmuştur, bu beş. Yine, fen bilgisi laboratuvar ve malzemelerinin bir kısım okullarda olmadığı bir gerçek. 
Şehir okullarında sandığı açılmamış malzemeler bile bulunabiliyor, bu altı. İstidat ve kabiliyete ait derslerin işleneceği tesisler ya yok ya da kifayetsiz durumda, bu yedi. Bunları çoğaltmak mümkün.  
            Bu şartlar altında bu okullardan mezun olan çocuklardan imtihanla öğrenci alan liselere girmelerini beklemek serap görmekten farklı bir şey değildir. Kaldı ki şehir okullarında veliler özel kurslar aldırmak suretiyle böyle okullara öğrenci girmesini sağlamaya çalışıyorlar. Bu yavrularımız düz liselerde bile eğitim öğretim için problem oluyorlar. Hem bu çocuklara hem velilere hem bunları okutmaya uğraşan öğretmenlere hem de en önemlisi devletimize yazık, günah değil mi?  
            Her halde bunun da bir çaresi vardır.  
            Öyleyse ne yapılmalıdır?  
            Bu okulların birleştirilmeleri veya en yakın il ya da ilçe merkezlerindeki okullara nakledilmeleri eğitim ve öğretimi sağlıklı hale getirir kanaatini taşıyorum.  
            Böyle olursa öğrencilerin okula nasıl gidip geleceği sorusu akla gelebilir. Elbette gelecektir. Asrımızda ulaşım imkânları son derece süratli ve sıhhatlidir. Öğrencilerin öğrenci servisleri ile okula getirilip götürülmeleri sağlanabilir veya pansiyonlar açmak suretiyle öğrencilerin okulun bulunduğu yerde kalması sağlanabilir. Böyle bir uygulamanın malî yükünün devlete az mevcutlu okula verilen hizmetten daha fazla olacağı söz konusu olamaz. Öğrenci servisi kurulduğu takdirde veya pansiyonlar açıldığı takdirde bunun malî yükü öğrenciye dolayısıyla veliye ait olacaktır. Devlet sadece pansiyon açacak veya servis aracı koyacaktır. Zaten birçok il ve ilçe merkezi okulları mevcudu artırmaya müsait binalara sahiptirler.  
            Bu şekil bir uygulama devletin malî yükünü hiç şüphesiz azaltır. Diğer taraftan o eğitim ve öğretim, sıhhatini artırır. Çünkü il ve ilçe merkezi okulları branş öğretmenine sahiptirler. Ayrıca var olan eksiklikler de il ve ilçe merkezi okulları branş öğretmenleri tarafından giderilir.  Daha önemlisi il ve ilçeye gelen bu öğretmenler kültürel bir çevreye geldiklerinden kendilerini yetiştirme imkânına kavuşurlar. İçlerinde olan eziklik duygusunu yenmiş olurlar. Eski okullarındaki başarı durumlarına göre daha üstün duruma geçerler. Bu başarı aynı zamanda öğrencinin de başarısıdır. 
6-İL ve İLÇE MERKEZİ DIŞINDAKİ ORTA DERECELİ OKULLARIN MALÎ YÜKÜ  
           Bu yükü bir kaç kısımda ele almak mümkündür.   
1-       Personel  
a-Müdür  b-Öğretmenler  ve memurlar   
c-hizmetliler  2-       Alt yapı  
a-Bina  b-Isınma  c-Aydınlatma  1-Personel:  
Anılan okulların personel kadrosunu yukarıda açıkladık. Bu tür okulların üç-beş adedinde hepsi bir arada olan bir müdür, bir memur, bir veya iki hizmetli yeter de artar bile. Ama ne yazık ki ayrı ayrı okullar olduklarından her biri yaklaşık aynı kadrolara sahiptirler.  
            Burada, müdürlerin en çok 18 saat yerine 6 saat derse girmeleri, ders okutarak alacakları en fazla 12 saat ders ücreti yerine ders okutmadan 18 saat ücret almaları bu müdürlerin öğretmenlik yapmaları halinde verecekleri hizmete kıyaslanınca yükün niteliği kendiliğinden ortaya çıkar.  
            Bu okullardaki öğretmenler, branşlarında doldurmaları gereken haftada 18 saatlik dersi dolduramıyorlar,18 saat okutup alacakları maaşı daha az derse girerek alıyorlar. Bu devlet için malî bir kayıptır çünkü aynı branştan dersleri hemen yakındaki bir il veya ilçede devlet ücret vererek okutturuyor. Bunun yanı sıra branşında yeteri kadar derse girmeyen öğretmen branşı olmayan derslere de girip ücret alıyor. Yine bu tür dersler il ve ilçelerde öğretmen fazlalığından maaş karşılığı doldurulamıyor. Bir tarafta maaş karşılığı doldurulamayan bir ders diğer tarafta ücretle branştan olmayan  öğretmenlere okutturuluyor. Aksi de olabiliyor. İl ve ilçe merkezi okullarında ücretle okutulan dersler var. Aynı branştan merkez dışı okullarda öğretmenler maaş karşılığı okutacak ders bulamıyor.  
            Branş dışı ücretli ders okutmanın en az iki türlü zararı var: Birincisi ekonomik; devlet fuzulî ödeme yapıyor. İkincisi branş dışı ücretli okutulan dersten öğrenci yeteri kadar yararlanamıyor. Zira öğretmen branş dışı ders verdiğinden faydalı olamıyor.  
            Bu problemlerin önlenmesi ya bu okulları birleştirmek veya il ve ilçe merkezindeki okullara ilâve etmekle mümkün olur. Aksi halde dengesizlik ve bozukluk peşimizi gölgemizden daha yakın takip eder. Memur ve hizmetlilerin durumları da malî külfeti artırır. Böylesi üç okula bir memur ve bir hizmetli yeterken her okulda en az bir memur ve bir hizmetli çalışmak zorunda. 
 
            2-Alt yapı:  
            Bu okulların eğitim öğretim yaptığı binaların dördüne beşine birden yapılan masraftan çok daha az masraflı yapılmış bir bina aynı eğitim öğretim imkânını sağlar.  
Biz bu kanaatteyiz.  
Yine bu binaların ısınması aydınlatılması da aynı nispette masraflı olur.  
Diyelim ki bu okulları şehirlere taşıdık. Müdürlerini öğretmenliğe başlattık, bütün personel ve öğrencilerini uygun okullarda birleştirdik veya il ve merkezî okullarına taşıdık. Geri kalan boş binaları ne yapmalıyız? Böyle bir soruya şu cevap uygundur: Kiralıklar zaten sahibine kalır. Devlete ait olanlarsa iki şekilde değerlendirilebilir:1-Köy konağı olarak devredilebilir.2- Satışa çıkarılır. Satış muhitine göre “kapalı zarf, açık artırma veya pazarlık usulü yapılabilir.  
7-SONUÇ:  
Buraya kadar anlattıklarımızı kısaca özetlersek:  
1-Türkiye’nin tamamına şamil Eğitim programını yeniden hazırlamak veya ıslah etmek. Bu program gereğince okulların cinsine göre hazırlanmış tam tekmil düzenlenmiş yıllık planları basılı olarak okullara gönderip uygulanmasını sağlamak.  
2-Her dersin öğretmeni tarafından yapılan yazılı ve sözlü imtihanları kaldırmak; imtihanları merkezî hale dönüştürmek; imtihan yapıldıktan sonra evrakını ve sonucunu ilgili okullara ayrı ayrı göndermek uygulamalı ve projeli imtihanları branş öğretmenine bırakmak.  
3-İmtihanların külfeti ders okutan öğretmenlerin üzerinden alındığı için onların verimli ve velut öğreticiler ve eğiticiler olmasını sağlamak.  
4-Öğretmenlerin tayin ve terfi işlemlerini gösterdikleri başarı durumuna göre yapmak(Projeli ve uygulamalı ders 
öğretmenlerinin bu durumu ayrı bir değerlendirmeye tabi tututlur.)  
5-İl ve ilçe merkezi dışındaki okulların sağlıklı eğitime kavuşturulmaları için ya onlarım uygun bir çatı altında birleştirmek veya il ve ilçe merkez okullarına nakletmek.  
6-Bu okulların devlete olan malî yükünü okulların 5.bölümde belirtildiği ve daha önce de açıklandığı gibi en aza indirmek veya ortadan kaldırmak gibi işlemlerin orta eğitimde birliği sağlayacağına inancımızı tekrarlamış olalım. Ayrıca eğitim ve Öğretimde birliği sağlamaktan başka eğitimin öğretmen- öğrenci, Öğretmen –veli, öğretmen –okul müdürü arasındaki ilişkilerde sağlığına kavuşur. Kimse birbiri hakkında mesnetsiz konuşmamış olur.  
Böyle bir uygulamada, insan önce vicdanen sorumluluk duymalı, vazifeyi tam yapmalıdır. Kısaca vazife anlayışımızı şahsilikten milliliğe inkılab ettirmeliyiz. Bu yapılırsa başarısızlık için hiç bir sebep kalmaz.  
Yine böyle bir uygulama kimleri başarılı kılar? Onu da kısaca belirtelim: Öğretmenler, öğrenciler, veliler... Zincirleme devam eden bu başarı, topyekûn millî bir başarı olur. Bundan da Büyük Türk Milletinin istikbali kârlı çıkar zira temeli kültür olan bu devleti ancak ve ancak kültürlü, istidatlı, kabiliyetli nesiller başarıya ulaştırır.  
Böyle bir başarıya varabilmek amacıyla kaleme aldığımız yazı konusunun ilmî bir şekilde ele alınmak suretiyle mümkün olacağı düşünce ve kanaatinde olduğumuzu tekrar ifade edelim. 
 
Görev Millî Eğitim Bakanlığının uhdesindedir. Bu konunun araştırması ve millî bilançosunun çıkarılması bir kişinin yapacağı iş değildir. Ancak Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığının kısa süreli geniş çaplı bir inceleme ve araştırma yapması kanaatimizi şüphesiz ki teyit edecektir. Bu konuya ait dokümanlar Bakanlıkta mevcuttur. Yapılacak iş, dokümanları bir araya getirmek ,karşılaştırmak ve sonuç çıkarmaktır. Yapılan inceleme, belki bizi tekzib eder, etsin. Bundan bir şey çıkmaz. Önemli olan nerede , ne zaman, nasıl olduğumuzu bilmektir. Bakanlık da bunu bilmiş olur. Kötü mü?  
“Türk Millî Eğitiminin amacı Öğrenciyi(1) kültürel (2) sosyal(3) ekonomik ve (4) kişisel yönden geliştirmektir.”(İ. E. Başaran, Eğitim psikolojisi, Ayyıldız Matbaası A.Ş. Ankara, M. E. B. 
Öğretmen Okulları Genel Müdürlüğü Öğretmeni iş Başında Yetiştirme Bürosu Yayınları 22. Sayfa)  
Yine age 18. Sayfasında, Kültür ise bir ulusun dil, din, yaşama, gelenek, görenek ve sanat değerlerini içine alan bir terim olarak kullanılmıştır. Eğitim, yeni kuşağa ulusun uygarlık ve kültür değerlerini devreden iki hususa önem verir ...”denmektedir.  
Başka bir kitapta “ zira her cemiyet eğitim sistemiyle genç nesli yetiştirme, genç nesli,  kendi millî kültürünü en önemli kaynak olarak kabul etmiştir.” denmektedir.(Eğitim sosyolojisi, Akdemir Hasan, Öğretmeni işbaşında yetiştirme Bürosu yayınları s.13)  
Millîlik deyince millîlik vasfının nelere bağlı olduğu herhalde anlaşılmaktadır. Çünkü bir ağaç kabuğundan doğmadık. Mazimiz oldu, halimiz var, istikbalimiz olmalı. Hem de parlak olmalıdır. Bu da kelimenin gerçek anlamıyla Millî Eğitimle mümkün olur. Bu iş samimi bir cehd ile başarılır kanaatimi taşıdığımı ifade etmekten kendimi alıkoyamıyorum.  
            Millî Eğitim siyasetimizin ana hatları şöyle olmalıdır: ...Bizim takip edeceğimiz millî eğitim siyasetinin temeli evvela mevcut cehli ortadan kaldırmaktır. Bütün köylüye okumak yazmak ve vatanını, milletini, dinini, dünyasını tanıtacak kadar coğrafî, tarihî ve ahlâkî bilgiler ve hesap öğretmek maarif programımızın ilk hedefidir. Bu hedefe varmak maarif tarihimizde mukaddes bir merhale teşkil edecektir.(Atatürk, 
Türk Gencinin  El Kitabı, s,58-59, Başbakanlık Basın Yayın 
Genel Müdürlüğü , Millî Eğitim Basımevi,İst.1973)  
            Yukarıya aldığımız iktibaslardan anlıyoruz ki eğitim genç nesle milletin medeniyet ve kültür-millî- değerlerini aktaran mukaddes bir iştir. İşin başarılması bu kutsiyete inanmakla ve  bu inançla çalışmakla doğru orantılıdır.  
            Yine bu görev Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığımız dâhil olmak üzere başta eğitim camiasına ve sonra her millet ferdine düşen bir görevdir.  
       Millî Eğitim Sistemimiz sağlığına kavuşunca Üniversiteye  girmek için özel sınavlara da gerek kalmayacak, okul başarısına göre öğretmenler kurulu kararları ve kanaatleriyle uygun üniversitelere yönlendirip kayıt yaptırmaları sağlanacaktır. Okullar, ciddi çalışmaya teşne olamadıkça okul dışı takviye dersleri de esas amaca ulaşmayı verimli kılmayacaktır. Asıl olan,okulların işleyişine disiplin getirmektir.  
   Bu çalışmalarla diploma notuna göre bir üst okula gitmek mümkün olacaktır. Milletin enerjisini boşuna harcamaya gerek yoktur.  
Birlikten kuvvet doğar. 
* Bu yazı 1984 yılında yazılmış ve yayımlanmıştır. 
 

albayrak1954@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Haz

Özlem

12Haz
27May

Neredesin Mizan, Yetmiyor İzan

23May
17May