İnsan ve Sevgi


Yüce Varlık bize bir beden verince,

Sevmesini öğretti her şeyden önce. 

                               Ömer Hayyam

“Güzel bir şey daimi bir mutluluktur” Mutluluk boynumuzdaki mücevherlerde veya cüzdanımızdaki paranın miktarında değildir; İçten Bir şükran ve minnet duyguları öncelikli beklentilerimizdir. Yaratılışın hikmeti, “insan” ve “sevgi”dir. Bunu inkâr edemeyiz;  çünkü biz de insanız.  İnanmalıyız ki;  Kendimizi bilmek, insanı bilmek ve insanın mutluluğuna odaklanmak... İşte çözüm buradadır demiş bir büyüğümüz. (B.A. Demirel)

İşimizde ve aile ocağımızda bizi bekleyen en büyük tehlike sahte yağmur bulutlarıdır. Bizi aldatır durur. Bir başka bahara umutlarımızı erteler. Bu sahtecilik içinde asıl daha da tehlikeli olan samimiyetimizi kaybettiğimizi fark edemeyişimizdir. Çalışanlar, işinde mutlu olmak hakkına sahiptirler elbette... Ancak bunu başarmak bir meziyettir. Sabah kalktığımızda iki tercihimiz vardır; ya işimize hedefleniriz. Şevkle çalışarak mutlu olmayı seçeriz. Ya da; mesaimizi bir an önce bitirip, iş yerinden ayrılarak mutlu olmayı tercih ederiz Gün tamamen bizim seçimimiz doğrultusunda ilerler. Acaba biz hangisini seçenlerden olmalıyız?... “İşini beğen, aşını beğen, eşini beğen; İşine emeğini ver, gönlünü ver, canını ver.” Diyen Mevlana Hazretleri, hayat denen yolculukta mutluluğun anahtarını bize sunalı çok oldu… Hacı Bektaşı Veli daha da bu sözü pekiştirecek bir şekilde;” Eline, beline diline sahip ol. İşine, aşına, eşine de sahip ol” demiştir.

Yaşadığımız her gün için, yaptığımız her iş için,  alacağımız en büyük dersin, yaptığımız işte kusursuz olabilmektir. Kendimizi dinlemek, insanı ve kâinatı anlamak önceliğimiz olmalıdır. İç dünyamıza yapacağımız bir yolculukta, kendi gizemli içsel sezgilerimize yönelerek, dış dünyadaki eşyayı gözlemleyerek kuvvetli bir iletişim kurmak, aldığımız enerjiden dolayı inzivaya çekilmek ve düşünerek, akıl ederek, var olanı kabul etmek ve sükût etmektir. Bunu yapabilirsek eğer, karşı tarafta ne kadar anlaşıldığımız fark edilir. Eğer biz anlarsak, anlaşılmış oluruz. Çünkü anlamak; kabullenmektir. Kabullenmek de, bağışlamaktır...

Okunması ve anlaşılması gereken iki büyük kitap vardır. Biri kâinat, diğeri de insan… Etrafımızı kuşatan ve bizi içine alarak, hücrelerimize kadar bize nüfus eden varlık bilgilerine vakıf olduğumuz sürece hakikate ulaşırız. Bu muhteşemlik içerisinde tüm kâinatın düzenli bir disiplin etrafında hareket etmesi bizi şaşırtsa bile, akıl süzgecindeki muhakeme gücümüzle, kendi ışığımızı yakarak, yolumuzu bulmak öncelikli işimiz olmalıdır. Gelecek için, çok daha iyi yaşamak konusundaki hayallerimiz, ortak yaşam biçimimizi belirleyecektir dersek, çok fazla abartmış sayılmayız herhalde…

İnsanın kıymet biçilemez değerlerinden, zihinsel zekâsı için; misyonunu, görsel zekâsı için vizyonunu, fiziksel zekâsı için disiplinlerini, duygusal zekâsı için tutkularını, ruhsal zekâsı için vicdanını, ortak akıl ile birlikte kullanması bütün problemlerin çözüm kaynağı olacaktır. Kalbimiz ve ruhumuz, insan ve kâinata hizmet aşkı ile yanmalı. Aksi takdirde kalbimiz ve ruhumuzdaki isli yağlar eriyemez. Hizmet bu dünyada ödediğimiz kiradır. Kiramızın ne kadarını ödüyoruz. Acaba…

İnsanı insan yapan da, kâinat denen kitaba kattığı ve ona sunduğu eserleridir. Kâinata ne verirsek onu fazlasıyla geri alırız. Çünkü kâinat çok cömerttir. Verdiklerimizi kat kat fazlasıyla bize geri verir. O zaman ne yapmalıyız?... İşte o zaman kâinatı ve insanı birlikte okumalıyız. Eğer biz bunu yapmazsak, kâinatı ve insanlık zaten bizim canımıza okuyacaktır.

“Yaratan Rabb’in Adıyla Oku.” Mesajındaki okuma önermesi demek; ahlakî anlamda, yaratılan her varlığa sevgiyle bakmak ve onu yaratılış biçimiyle birlikte tanınmak, anlamak, bağışlamak ve bu muhteşemlik içerisinde terbiye olmak demektir bence... Bunun için de “SEVGİYLE” bakmak lâzımdır. Hem de her varlığa, gözlerimiz yaşaracak kadar sevgiyle ve samimiyetle bakmak gerekir. İnsanın yaratılış mayası da sevgi değil mi?.. “Yüce Varlık bize bir beden verince, Sevmesini öğretti her şeyden önce.” Diyen Ömer Hayyam ile; ” Bil ki, sevgi makamı çok yüce bir makamdır; Ve yine bil ki, sevgi var oluş sebebimizdir” Diyen İbn-i Arabi, asıl hizmetin, kâinat ve insanı tanımak olduğunu, bunu başarmakla da sevgi makamına ulaşılacağını belirtmek istemişlerdir.

Sevmek için, bilmek ve anlamak zahmetine bir katlanabilirsek eğer, kabullenmeyi ve bağışlamayı da başaracağız inşallah... Çünkü insan kendisini sevgisiyle tanır. Sevgisini bulmak için kendini ve kâinatı bilmesi gerekir. Kendini bilmeyen “ŞEY” dir. Şey’ inde Rabb’ in katında henüz bir anlamı yoktur zaten. Kendini bilmeyen insan, farkında olmadığı bir ölümü yaşar.  Saygılarımla…

 

yukrukzeynel@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
26Haz

Oecd ve Pısa Sonuçları (3)

10May

Oecd Ve Pısa Sonuçları (2)

04May

Oecd ve Pısa Sonuçları (1)

18Nis

Davetsiz Misafir ‘Corona’

02Şub

İnsan ve Sevgi