Ramazan ayının girmesiyle birlikte marketlerde yaşanan hareketlilikle beraber hemen her markette boy boy yardım kolileri görüyoruz. Bu manzaraya bakınca; halkımız bir aylık da olsa yoksulu düşünüyor, fakir fukaranın elinden tutuyor’ diye sevinmek, insanımızla gurur duymak geliyor içimizden değil mi? Yardım etmek elbette güzel. Buna kim sevinmez ki, Rabbim yapılan tüm yardımları kabul buyursun. Fakat işin bir de diğer yönü var. Keşke her şey göründüğü gibi olsaydı. Çünkü yardım kolileri daha çok kolaycılık, ticaret kokuyor ve insani değil!
Malatya Belediyesinde gerek Belediye Başkan Yardımcısı gerekse Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanı olarak görev yaptığım yıllarda (yaklaşık 20 yıl kadar) bu yardım faaliyetleri ve ilgili müdürlük bana bağlıydı. Göreve başladığım 1994 yılında yardımlar (ailelerin sosyal ve ekonomik durumlarına göre) içerisinde (Çay şeker, pirinç, makarna, salça, fasulye, sabun vs.) bulunan kolilerle yapılıyordu. Yardım alanlar yardımlarını aylık/üç periyotlarla büyük bir memnuniyetle alıyor. Bizler de onların memnuniyetinden mutluluk duyuyorduk. Fakat zaman geçince bu yardım şeklinin de çok insani olmadığı anlaşılarak, yardımı koli vermek yerine ‘yardım fişi’ uygulamasına geçildi. Zira bizim koliler kimini memnun ederken kiminin ihtiyacını karşılamıyordu. Örneğin aile köyden şehre gelmişti; küçük de olsa babasından kalma bir toprağı vardı, buradan az da olsa buğday, fasulye, nohut geliyordu. Bizler babası/kardeşi fasulye üretip evladına/kardeşine gönderen bir aileye içerisinde mercimek, fasulye, nohut bulunan koli veriyorduk. Yine evinde çocuğu, hastası, yaşlısı olup çocuk/hasta bezine ihtiyacı olan bir garibana biz mercimek, nohut veriyorduk. Zamanla yaptığımız yardımın çok da doğru olmadığını, insani de olmadığını anladık. Daha sonra bu yöntemi terk ederek yerine yardım fişi vermeye başladık. Vatandaş Belediyemize ait Esenlik Marketlerine giderek (sigara, parfüm ve makyaj malzemeleri vb. hariç) ihtiyacı olan, istediği her ürünü almaya başladı. Yardım kolisine göre daha insani olan bu yöntemle vatandaşımız birazcık rahatlasa da zamanla bu yöntemin de eksik ve hatalı yanlarını görerek değiştirme yoluna gittik. Çünkü bu yöntemin de şu eksik ve sıkıntılı yönleri vardı;
1-Yardım fişinin dağıtıldığı aybaşlarında müthiş bir kalabalık ve izdiham yaşanıyordu. Bundan hem yardım alan vatandaşlarımız hem de görevli personel zorluk çekiyorlardı.
2-Yardım fişleri ile alışveriş Belediyenin yalnız bir-iki market şubesinden, o da sadece bir kasadan yapılabiliyor. Alış verişini yapmış, elinde yardım fişi bulunan bir aile babası ya da annesi (ben fakirlere dağıtılan yardım fişiyim diye adeta bağıran ) fişle ilgili kasada işlem sırası beklerken rencide oluyor onuru kırılıyordu.
3-Alış veriş yapılan market bazılarına çok uzak olup gidip gelmede güçlük yaşatıyordu. Örneğin Hatunsuyu, Beyler deresi ya da Çöşnük mevkiinde oturan bir vatandaş belediye eski binası yanındaki Esenlik market şubesine gelmek zorunda kalıyordu ki bu oldukça meşakkatli bir işti.
Bu yöntemin de eksiklerini gördüğümüzden Ahmet Çakır Başkanımız döneminde yeni bir yöntem arayışına girerek 2016 yılında Kart 44 uygulamasını hayata geçirdik. Bu yöntem yukarıda anlatmaya çalıştığım her iki yönteme göre daha çağdaş ve daha insani idi.
Kart 44 uygulaması ile vatandaşa bildiğiniz kredi kartı gibi bir kart veriyor, ailenin sosyal ekonomik durumuna göre hesaplanan bir miktar parayı aybaşında kartlara yatırıyorduk. Vatandaş eskiden olduğu gibi sadece belli şubelerden değil, evine yakın, istediği Esenlik Market şubesinden alışverişini yapıyordu. Alışveriş fişini almak için her ay belediyeye gelerek uzun kuyruklar oluşturmuyordu. Garibanı rencide etmeyen, onurunu koruyan bu yöntem hala devam ediyor.
YARDIM ETME, İŞ VER!
İyi güzel de yukarıdaki satırları okuyan kimi okurlarım; “Kardeşim yardım çözüm değil, yardım edeceğinize vatandaşa iş verin, meslek öğretin, istihdam yaratın..” diyebilirler. Oldukça kapsamlı olan bu mevzu, ayrı bir makale konusu.
Burada sadece şunları söyleyebilirim. Elbette ki ideal olanı yardım değil, vatandaşı meslek/iş sahibi yapmak ve yeni iş alanları açmaktır. Fakat bu belediyenin değil, merkezi hükümet başta olmak üzere top yekûn devletin görevidir. Zira Malatya Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere çoğu belediyelerde bırakın eleman ihtiyacını, eleman fazlalığı vardır. Şu anki belediye personelinin yarısı emekli olsa veya başka bir kuruma geçseler, kalan yarısı ile -bir tek personel almadan- belediyeyi daha rahat yönetebileceğimi söyleyebilirim. Hele küçük il, ilçe, belde belediyelerinde bu durum daha vahim; yüzde yirmiyi geçmemesi gereken personel giderlerinin genel bütçeye oranının % 50, 60 olduğu belediyeler var. Personelin 2/3’ ü ayrılsa kalan üçte bir personelle rahatlıkla işler yürür. Bu gerçeği hiçbir belediye başkanı söylemez. Çünkü hemen hepsi siyaset uğruna gerekli olmayan personeli almıştır, hala da almaktadır. Ayrıca bazı büyükşehir ve il belediyelerinde açılan meslek kursları ve kadınlar tarafından üretilen bazı ürünlerin yine belediyeler tarafından verilen ofislerde satışının yapılarak bedelinin üreticilere verilmek suretiyle aile bütçelerine katkı sağlanmaktadır. Küçük de olsa istihdam yaratma adına bunu anmak gerekir.
NAKİT VERMEK DAHA DOĞRU DEĞİL Mİ ?
Yardıma muhtaç olan bir kişiye yardım kolisi, fiş, çek ya da yardım/kredi kartı yerine nakit verilse daha yararlı olmaz mı sorusunu soranları duyar gibi oluyorum. Bu soruya evet demek isterdim. Fakat hayır! Diyorum. Neden mi? Çok nedeni var ama bir tanesini söyleyeyim;
Bakın 1994 yılında Malatya Belediyesinde Başkan Yardımcısı olarak göreve başladım. Sosyal Yardımlar bana bağlı. Belediyelerin yolda kalmışlar için ‘yol yardımı’ adı altında bir yardım kalemi var. Bana yardım talebi ile gelen bazı vatandaşlara (Örneğin, Manisa’dan asker ya da mahkûm olan oğlunu/kardeşini görmeye geldiğini, dönüş parası olmadığını söyleyen bir vatandaşa) nakdi yardımda bulunduk. Bir süre sonra aynı vatandaşın bu kez başka bir ilin adını söyleyerek bilet parası talebi ile tekrar geldiğini gördük. Daha sonraları nakit vermek yerine otobüs bileti verdik, bu yöntemi yol edenleri, bileti satarak yine gitmeyenleri gördük. Demem o ki yardıma muhtaç olan vatandaşa elbette ki koli yada fiş yerine nakit vermek daha doğru. Lakîn, o vatandaşın iyi araştırılıp, gerekirse GBT’ sin alınması, talebin gerçek ve güvenilir nitelikte olması koşulu ile. Çünkü nakit verilmesi halinde belki elektrik su borcunu ödeyecek, evine yarım kilo kıyma veya çocuğuna bir tişört alacak. Doğru, bütün bunlar ancak nakit veya kartla yapılabilir. Fakat bilgilerin gerçek ve ilgili kişinin güven vermesi koşulu ile…
YARDIMIN EN ÖNEMLİ/HASSAS YÖNÜ
Özellikle Ramazan aylarında artan yardımlarda dikkat edilecek en önemli/hassas konu, verirken mümkün oldukça gizli vermek, verileni minnet altında bırakmamak ve yardımı kesinlikle görüntülü paylaşmamaktır Veren kimse; ben Allah’ın tevziat memuruyum; Allah’ın bana verdiği, fakirin bende olan hakkını Allah’ın bir kuluna veriyorum. Tersi olabilir; Rabbim beni ona (yardım yaptığım kişiye) muhtaç edebilirdi.” diyerek, hamd ile, şükürle verecek. Verdiği kişiyi asla minnet altında bırakmayacaktır.
YEDİĞİNDEN YEDİRMEDİKÇE
Yediğinden yedirmedikçe yardımın da ikramın da noksandır bil!
Kendisine flaminyum mantarlı levrek, fırında yedi saat boyunca pişmiş kuzu kaburga ve bol bademli iç pilav; badem, fıstık ve cevizle harmanlanmış bal kabağı ezmeli sofra dizerken ; yoksullara kart öküz etinden yapılmış dişinle döğüşen sertlikte bir kaşık kavurma ve çiçek yağlı üçüncü sınıf pirinç pilavı ile pamuk yağıyla kızartılmış tulumba tatlısı ikram et.
Yok! böyle bir dünya! Yok! böyle bir Müslümanlık! Oruçla arınmak mı istiyorsun; arınmak için aynı sınıfta, aynı koşullarda yaşaman gerek!
Bu nedenle yardım kolisi bile yapacaksan eğer- evde sen ne yiyorsan- kendi yediğinden yedirmeli; kolide kıyma, sucuk, hurma, portakal, muz da olmalı…
Rabbim Ramazanı Şerifin feyiz ve bereketinden layıkıyla istifade etmeyi, istifade edecek amellerde bulunmayı, yapacağımız yardımları doğru yapmayı nasip ve müyesser eylesin.