Başbakan Davutoğlu'nun 16 Haziran tarihli Grup Toplantısı konuşmasının tam metni
Bu uzun bir yol, çileli, dava ehilleri için her zaman zorluklarla karşılaşılabilecek bir yol, ama aynı zamanda da onurlu bir yol. AK Parti her zaman vurguladığımız gibi konjonktürel bir siyasi hareket değildir, tarihin belli bir evresinde konjonktürel şartlarda ortaya çıkmış, köksüz, fırsatçı bir siyasi kadronun kurduğu bir hareket değildir.
Türkiye’nin her köşesinden aziz milletimizi temsil etmek üzere Başkentimize teşrif eden değerli milletvekillerimiz, değerli dava arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.
Her şeyden önce, 7 Haziran seçimleri neticelerinin milletimiz için, sizler için, aileleriniz için, ülkemiz için, bütün insanlık için hayırlı olmasını diliyorum.
7 Haziran seçimleri Türk demokrasi tarihinde önemli bir eşiğin daha aşılmasıyla neticelendi. Burada sizlere gösterdiğiniz gayretler, milletimize davamızı seçim kampanyası süresince anlatmak için sergilediğiniz ilkeli tutum ve çalışmalarınız dolayısıyla teşekkürü bir borç biliyorum. Ama sizlere teşekkür etmekle birlikte, tabi yine değerli eşlerinize, ailenize, çocuklarınıza, bütün sizlere destek olan dostlarınızı da teşekkürü bir borç biliyorum.
Ayrıca en büyük teşekkür, sizlerle birlikte burada olmak için çok büyük çabalar sarf eden, ancak listenin daha arka sıralarında olduğu için buralarda olmayan, fakat sizlerin buraya gelmenizde en büyük katkıyı yapan çok değerli adaylarımızadır.
Özellikle bunun altını çizmek istiyorum; 81 vilayeti bu miting vesilesiyle gezdim, halkımızla birada olduk, milletimizle buluştuk, her şeyi istişare ettik, göz göze, gönül gönüle, diz dize oturduk konuştuk. Listenin hangi sırasında olursa olsun hiçbir şey fark etmeden gece-gündüz koşturan ahlak abidesi adaylarımızı gördük. Listenin arka sıralarında olmakla birlikte, listenin en öndeki arkadaşı kadar büyük bir fedakarlıkla, tam bir diğergamlıkla ve dava aşkıyla çalışan bu yol arkadaşlarımızı buradan bir kez daha selamlıyorum, onların da aslıda manen bu salonda olduklarını vurgulamak istiyorum.
Bu uzun bir yol, çileli, dava ehilleri için her zaman zorluklarla karşılaşılabilecek bir yol, ama aynı zamanda da onurlu bir yol. AK Parti her zaman vurguladığımız gibi konjonktürel bir siyasi hareket değildir, tarihin belli bir evresinde konjonktürel şartlarda ortaya çıkmış, köksüz, fırsatçı bir siyasi kadronun kurduğu bir hareket değildir. AK Parti, kökü asırlarca derinliğe giden ve gelecek perspektifi istikbalde sınır tanımaksızın ufuklara doğru yürüyen bir hareketin 21. yüzyılın başlarında kurucu Genel Başkanımız, liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte çıktığı yolun adıdır. Bu anlamda biz Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet çizgisi içinde bu topraklardaki medeniyet birikimimizi savunmak, orada yaşayan bütün o ecdadın bıraktığı mirası her haliyle gelecek nesillere aktarmak, onurlu ve geleceğe ümitle bakan genç nesillere yeni bir Türkiye inşa etmek için yola çıktık, bu yolumuz önümüze ne kadar engel çıkartılırsa çıkartılsın mutlaka menzile ulaşana kadar hepimiz tarafından tam bir kararlılıkla sürdürülecek bir yoldur.
Bu açıdan, AK Parti hem köklü bir siyasi gelenekten gelmesi itibarıyla, hem milletimizi bütünüyle temsil etmesi itibarıyla kendi geleneklerini oluşturmuş ve ortak akılla, ortak vicdanla, ama en önemlisi de ortak ahlak ve ilkeler etrafında yürüyüşünü sürdürmüştür. Bu çerçevede hiç ihmal etmediğimiz, son 14 yıl içinde de sürekli olarak işletmeye çalıştığımız ana ilkelerden biri istişaredir. Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı, Genel Başkanlığı döneminde gerek yılda iki kez yapılan genel istişareler, gerek her aşamada partimizin kurallarının çalıştırılması suretiyle alınan kararların bütün taban ve geniş kitlemiz tarafından benimsenmesi anlamında atılan adımlar çerçevesinde diğer partilerle kıyas edilmeyecek çok köklü gelenekleri birlikte inşa ettik.
Bu çerçevede de 7 Haziran seçimleri neticesi ortaya çıkar çıkmaz, biraz sonra üzerinde duracağım tutumumuzu, temel ilkelerimizi bu çerçevede ama, öncelikle bugünkü toplantımıza anlam katan hususun altını çizmek istiyorum. Diğer partiler kendi aralarında ya da verdikleri mesajlarla toplumda bir şekilde çözümsüzlüğe yönelirken, biz soğukkanlı bir şekilde hem tabloyu değerlendirdik, milletimizin mesajını anlamaya çalıştık, hem de yaklaşık son 10 gün içinde hemen hemen her gün kurallarımızı işleterek geniş bir istişari taban oluşturduk. 7 Haziran’dan hemen sonra, 8 Haziran sabahı, arkadaşlarıma teşekkür ediyorum, bütün MYK, Bakanlar Kurulu, MKYK üyesi ve diğer arkadaşlarıma, 8 Haziran sabahı Bismillah dedik, sabahın fecriyle birlikte yeni bir yola çıkma inancıyla iç muhasebemizi yapmaya başladık. Bizler üzerine güneş doğmayan bir neslin güneş doğmayacak olan bu anlamda her an muhasebeyle meşgul takipçileriyiz, yolcularıyız, onun için 8 Haziran sabahı istişaremize başladık. Ve bu istişareler önce MYK ve Bakanlar Kurulu üyelerinin ortak toplantısında ele aldık, daha sonra MKYK’yı topladık partimizin en üst karar organı olarak ve MKYK’da bu tabloyu hem anlamak, derinlemesine tahlil etmek, hem de muhtemel senaryolarda alınacak tavır konusunda değerlendirmelerde bulunduk ve MKYK üyeleri bu konularda atılacak adımlar konusunda da Genel Başkan olarak bendenizi tam yetkili bir şekilde yetkiyle mücehhez kıldı ve ondan sonra da çalışmalarımızı sürdürdük. Yine İl Başkanlarını bu salonda, burada topladık, belediye başkanlarımızı topladık, gençlik kolları başkanlarımızı topladık, kadın kolları başkanlarımızı topladık ve istişareyi tabana tümüyle yaydık. Bir taraftan parti içinde bu istişareleri sürdürürken, diğer taraftan Cumhurbaşkanımıza sunduğum istifa sonrasında yeniden görevlendirilmem üzerine Bakanlar Kurulu çalışmalarına da aralıksız bir şekilde devam ettik, dün Bakanlar Kurulu Toplantımızı yaparak ülkemizin bekleyen sorunlarına çözüm bulma konusundaki irademizi de ortaya koyduk. Bugün de sizlerle, yeni seçilen milletvekillerimizle belki resmi olarak ilk Grup Toplantısı değil, onun altını çizeyim, ama bir istişare toplantısı olarak sizlerle biraradayız.
Her şeyden önce, seçim sonuçlarıyla ilgili hiç kimsenin spekülasyon yapmadan milli iradeyi doğru okuması lazım. Bu seçimin, 7 Haziran seçimlerinin bizce 3 önemli sonucu olmuştur.
Birincisi; milli irade tecelli etmiştir. Dikkat ediniz, 15 gün önce bugünlerde Türkiye içinden ve dışından birtakım çevreler Türkiye’deki seçimlere şaibe bulaşacak, Türkiye’de iktidar seçimleri şu veya bu şekilde yönlendirecek diye sadece bize iftira değil, bütün bir Türk demokrasisine iftira niteliği taşıyan suçlamalarda, vehimlerde bulundular. Şimdi biz seçim neticesi ne olursa olsun buna rıza göstereceğimizi ifade ederken, seçim neticesi bizim lehimize çıkarsa bunu kabul ederiz, çıkmazsa sivil itaatsizliğe gideriz diyen zihniyetin millet nezdinde mahkum edilmesi lazım. Demokrasi, çıkan neticeye saygıyı gerektirir. Ama öyle bir tablo ortaya konmaya çalışıldı ki, neredeyse zemin hazırlanmaya çalışıldı, Türkiye’yi Ukraynalılaştırmak ya da başka bazı ülkelere benzeterek seçimler üzerinden yapılacak manipülasyonlarla istikrarsızlaştırmak isteyenlerin çabaların aksine, milli irade tecelli etmiştir ve tartışmasız bir şekilde AK Parti’nin en büyük övünç duyduğu bir husus olarak dikkatinizi çekmek istiyorum, bizim dönemimizde demokrasi işletilmiş, milli irade tecelli konusunda AK Parti iktidarının sağladığı imkanlarla seçimler gerçekleştirilmiştir. Ümit ederiz bundan sonraki seçimler de ne zaman olursa olsun biz nasıl milli iradeye saygı duymuşsak herkes bu saygıyı duyar, dış ve iç çevrelerin milli irade üzerinde oluşturmak istekleri spekülasyonlara izin vermez.
İkincisi; hiç tartışmasız bir şekilde bu seçimlerin birinci partisi ve kazananı AK Parti’dir. Bu matematiksel bir gerçek olduğu kadar da siyasal bir gerçektir. Matematiksel bir gerçektir, çünkü yüzde 40.87 oy oranıyla AK Parti en yakın rakibine, yani Ana Muhalefet Partisi’ne yüzde 24.6 oranındaki oy oranıyla en yakın rakibine 16 puan fark atmıştır, 16 puan. Bu açık farka ve açık neticeye rağmen, hala Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı kendi başaramadığı, ki bunun üzerinde bugünkü çalışmalarla ilgili tekrar duracağım, kendi başaramadığı bir şeyi başka partilerden yedekleme suretiyle kendisini başarılı kılmaya çalışıyor. Yedekler hiçbir zaman aslı ikame etmez, sizin oyunuz yüzde 24.80’dir, bu kadar.
Yine Tür siyasi tarihi açısından son 55 yılın, yani 1960’dan bu yana, 27 Mayıs’ın o kara günlerinden bu yana yapılan seçimler itibarıyla, AK Parti dışında sadece 4 kez 4 parti yüzde 40 oranını geçebilmiştir, 1965-69’da Adalet Partisi ve CHP bir kez tarihinde yüzde 40 oranını geçebilmiştir 77’de rahmetli Ecevit’le, bir kez de Sayın Özal 83. Dolayısıyla, bu rakamlardan hareketle AK Parti’yi bir şekilde başarısız gibi göstermeye çalışanlar, ister muhalif siyasi partiler olsun, ister bazı önyargılı gözlemciler, yaptıkları şey matematiği tahrif etmektir, siyaseti tahrif etmektir.
Şunu da ifade edeyim: Bu seçim neticeleriyle Türk siyasetinin geleceğine emaneti konusunda milletimiz AK Parti’yi sorumlu kılmıştır, AK Parti’yi yetkili kılmıştır, kimse kendisine rol çıkarmaya kalkmasın. Şu anda Türk siyasetini yönlendirme kapasitesine, yönetme kapasitesine, hükümet etme anlamında da en kapsamlı meşruiyete sahip yegane parti AK Parti’dir.
Üçüncü boyut, ki sizleri buradaki mevcudiyetiniz bunun en güzel şahidi, en güzel göstergesidir üçüncü neticesi, Türkiye’de milleti temsil kabiliyeti en yüksek parti AK Parti’dir. Neden? Biraz önce zikrettim, özellikle size hitap ederken Türkiye’nin her köşesinden gelerek milletimizi temsil etme şerefini kazanmış olan milletvekillerimiz dedim. Evet, bizden başka hiçbir partinin milletvekilleri grubu biraraya geldiğinde Türkiye’nin her köşesi o toplantıda, o salonda temsil edilmiyor, temsil kabiliyeti en yüksek parti AK Parti’dir. Bu da hem matematiksel, hem de siyasal bir gerçekliktir. AK Parti 56 ilde birinci parti olmuştur, Türkiye’nin doğusunda, batısına, kuzeyinde, güneyinde, İç Anadolu’da, kenarlarda, 56 ilde. 23 ilde ikinci partidir, sadece 2 ilde üçüncü partidir. Buna mukabil CHP sadece 10 ilde birinci partidir, MHP sadece bir ilde birinci partidir, HDP sadece 14 ilde birinci partidir.
Daha çarpıcısı negatifinden bakıldığında, AK Parti 5 ilde milletvekili çıkaramamışken, CHP 37 ilde milletvekili çıkaramadı. Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu’nun önce bu rakamları önüne alıp, iktidar iddiasından önce, acaba biz milleti temsil edebiliyor muyuz sorusuna cevap bulması lazım kendisi açısından. 37 ilde temsil kabiliyeti olmayan, temsil edilmeyen bir partinin iktidar iddiası taşıması mümkün olabilir mi? Yine MHP 34 ilde temsil edilmiyor, 34 ilde temsil edilmeyen bir parti milli birlik ve beraberliğin teminatı olarak kendisini gösterebilir mi? HDP 55 ilde temsil edilmiyor, 55 ilde temsil edilen bir parti gerçekten Türkiyelileşmiş gibi kendini takdim edebilir mi?
Sizi bir kez daha bütün yüreğimle tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum, çünkü bu kadro Türkiye’nin her yerinden icazet almış, milletimizin temsil kabiliyeti en yüksek kadrosudur ve bu hep böyle olmuştur.
Şimdi kısa bir geçmiş gruplarımızın değerlendirmesini yapmak istiyorum sizlerle. AK Parti grupları 22’nci dönemde, 23’üncü dönemde, 24’üncü dönemde siyasi mesuliyeti üstlenirken milletimizin bütününü temsil etme kabiliyeti bakımından Türk siyasi tarihinde hiç örneği görülmemiş bir geniş meşruiyet zemininde hareket etmiştir.
Ve ben AK Parti gruplarının geriye doğru yaşadığı zorlukları bizzat içinden bilen birisi olarak sizlerle de paylaşmak isterim ki, AK Parti grupları, 22’nci dönem, 23’üncü dönem, 24’üncü dönem, şimdi de 25’inci dönem AK Parti grupları ortak bir akıl, ortak bir vicdanla oluşmuş çok kutlu bir topluluktur, muştulanmış bir topluluksunuz, bunu ifade etmek isterim. Neden? Bazen zihnimi şöyle tarihe doğru geri bir tasavvur itibarıyla götürdüğümde, hani Anadolu’yu yurt edinmek için dalga dalga gelen boylar var ya, Ahiyan-i Rumlar, Baciyan-i Rumlar gelip her bir yerde tohum eken, sonra Rumeli’ye geçip oraları vatan kılmak için yola çıkanlar var ya, dalga dalga gelirler, biri gider arkasından biri gelir, bir gider ama yeri hiç boş kalmaz başka bir topluluk gelir. Esası şudur: Yer boş kalmayacak, mevzi boş kalmayacak, misyon sahipsiz kalmayacak.
Yine Kuvayi Milliyeyle seçim kampanyalarında AK Parti hareketini adlandırdım, çünkü Kuvayi Milliye Türkiye’nin doğusunda da vardı, batısında da vardı, her yerde vardı. Ve Kuvayi Milliye bir talimat gereği harekete geçen bir topluluk değildi. İzmir işgal edilmiş, 15 Mayıs, 16 Mayıs’ta Balıkesir’de önce Alaca Mescit’te Müftü Abdullah Efendi ve diğer, Hasan Basri Çantay, birçok o günün Balıkesir eşrafının biraraya gelerek başlattığı bir toplantıyla başlayan bir hareket. Ama bakarsınız, yine talimat almadan Kahramanmaraş’ta Rıdvan Hoca aynı bayrağı alır, Gaziantep alır, Şanlıurfa alır, Kars alır, her yerde dalga dalga insan toplulukları biraya gelerek şunu derler: Kim gelirse gelsin, bu topraklar üzerinde kim müstevli emeller taşırsa taşısın bu milletin sahipleri bu mevzileri boş bırakmayacaklar, Kuvayi Milliyenin esası budur. Şimdi de AK Parti kadroları, 22’nci dönem, 23’üncü dönem, 24’üncü dönemden 25’inci döneme aktarılırken sanki dalga dalga gelen boylar ya da dalga dalga yayılan Kuvayi Milliye gibi dalga dalga bir bayrağı aldılar bir mevzie taşıdılar, arkadan gelenlere o bayrağı tevdi ederken de gönül rahatlığı içinde bir davayı üstlenmiş olmanın misyon huzuru içinde yollarına devam ettiler.
Ve nelerle karşılaştık? Bazen insanoğlu hafızası gerçekten unutmakla mamuldür, ama şöyle kısaca bir bakalım, AK Parti kadroları neleri gerçekleştirdi?
22’nci dönemde daha başlarken bizi eksik bırakmak istediler, daha başlarken 22’nci dönem grup başkanı olması gereken kurucu Genel Başkanımız yasaklı kılındı, 22’nci dönemin o anlamda milletvekilleri toplandığında, bu şekilde toplandıklarında Genel Başkan milletvekili değildi. O andan itibaren engellemeler başladı. O andan itibaren öyle bir şey istendi ki, AK Parti hareketi durdurulsun ve aslında durdurulmak istenen AK Parti hareketi değil, milletin yürüyüşü durdurulsun ve eski Türkiye hakim ve egemen kılınsın, başaramadılar.
Hep şunu ümit ettiler 3 Kasım 2002’den bu yana: Diğer partiler gibidir AK Parti, aralarına nifak girer, küçük hesaplar girer, bir talimat geldiğinde bir apoletliden veya başka yerlerden, hocalardan, o talimat karşısında boyunlarını eğerler, bir muhtıra geldiğinde onu da kabul ederler, nihayet diğer partilerden bir partidir. Amla 13 yıllık şerefli AK Parti Meclis grupları bütün bu eski alışkınlıkları yıkan ahlak abidesi tavırlar sergilediler, sizlerin de bu tavırları sürdürmeye kararlı olduğunuzdan eminim.
Bu süreçleri hep yaşadık, 1 Mart tezkeresi yaşandıktan hemen sonra bu parti dağılır diye düşünenler, hesap edenler çıktı. Danıştay saldırısı 2006’da olduğunda birden düğmeye basılmış gibi her yerden eski Türkiye alışkanlıklarıyla AK Parti’yi kıskaca almaya çalışanlar çıktı. 27 Nisan e-muhtırası verildi 22’nci dönemde ve AK Parti’de acaba bir sarsıntı doğurabilir miyiz diye AK Parti içinden cumhurbaşkanı seçilmez diye kampanyalar yürütüldü. 22’nci dönemin milletvekillerini sizin şahsınızda, bu toplantıda nerelerde iseler bugün hepsini saygıyla, hürmetle selamlıyorum. Bütün o baskılara karşı bugün sizlerin de, bizlerin burada olmamızı sağlayan onurlu bir tavrı sergilediler, birliklerini, beraberliklerini bozmadılar. E-muhtarı verildiğinde Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakanken o muhtıraya karşı cesurca sesini yükselttiğinde arkasında çok sağlam bir AK Parti Grubunun olduğunun bilinciyle bunu yaptık ve 22’nci dönem AK Parti Grubu bizi hiç yanıltmadı, Allah hepsinden razı olsun.
Sonra 23’üncü dönem, büyük bir kararlılıkla Cumhurbaşkanı AK Parti kadroları içinden seçildi Sayın Abdullah Gül ve şu gösterilmiş oldu: Sağlam duran bir meclis grubu varsa, dirayetle onu yöneten genel başkanlar varsa, artık dışarıdan vesayetle cumhurbaşkanı seçme dönemi bitmiştir. Bu kararlılıkla 23’üncü döneme girildi çok ciddi bir halk desteğiyle. Ve 23’üncü dönemde de bu sefer dışarıdan oyunlarla AK Parti’yi zayıflatmanın imkansız olduğunu, saflarını bölmenin imkansız olduğunu, AK Parti Meclis Grubunu bu tür ayak oyunlarıyla bir şekilde zaafa uğratmanın mümkün olmadığını görenler bir başka yola tevessül ettiler, parti kapatma davası.
Türkiye’de herhalde bugün otoriterleşme tartışması yapanlar, 2008’de iktidar partisi olan ülkenin en büyük partisine yönelik parti kapatma davasıyla ilgili o gün ne tavır takındıklarını uluslararası çevrelerin ve Türkiye’deki çevrelerin ne tavır takındıklarını, bugün o dosyaları açmanı vaktidir. Kim durdu AK Parti’nin yanında? Kim ülkenin en büyük partisi kapatılmaz diye ses yükseltebildi? Hangi aydınlar şimdi olduğu gibi 200’ü biraraya gelip de AK Parti’nin kapatılması karşısında direneceğiz dedi? Hangi ses yükseldi? Bir tek ses yükseldi, milletin sesi ve AK Parti Meclis Grubunun gür sesi. Başka bir partide olmuş olsaydı muhtemelen parti kapatma davasıyla birlikte herkes bir yerlere yelken açar ve yeni siyasi limanlarda acaba korunaklı yerler bulur muyuz diye arayışlara girerdi. 23’üncü dönem milletvekillerimizi de hürmetle selamlıyorum, surda hiçbir gedik açılmasına izin vermediler.
Büyük bir vakarla, kararlılıkla ve orada yine Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakan olarak, Genel Başkan olarak bütün diğer siyasi partilere, bundan sonra gelecek olanlara da bir ahlak dersi mahiyetinde, bir siyaset mahiyetinde dedi ki, partimiz kapatılabilir, ancak ülkeyi kaosa sürüklemeyiz. Kimse sokağa çıkmayacak, kimse herhangi bir başka gündemin parçası haline gelmeyecek. Hani şimdi 7 Haziran’da şu netice çıkmazsa sivil itaatsizlik yaparız diyenlerin kulağına küpe olsun, değil bir seçim neticesi, muhtemel haksız bir Anayasa Mahkemesi kararı karşısında dahi AK Parti’nin Genel Başkanı ve AK Parti kadroları meşruiyet çizgisinden ayrılmadılar, vakarla neticeyi beklediler. Ve yine zamana da oynanmadı, yani biraz daha Hükümet edelim diye birtakım kaygılarla zamana oynanmadı, bir an önce karar verilsin, Türkiye önünü bir an önce görsün diye.
Biz de 7 Haziran sonrası burada balkon konuşması yaparken aynı kararlılıkla vurguladık, elimizden geleni yapacağız Türkiye’nin huzur ve refahı için, ama Türkiye’nin herhangi bir şekilde belirsizliğe girmesine izin vermeyeceğiz.
23’üncü dönem bu anlamda hem parti kapatma davası karşısındaki onurlu duruş, hem de gece yarılarına, hatta aralıksız 24 saate kadar uzanan anayasa referandumu, anayasa reformu çalışmaları dolayısıyla her türlü takdiri hak etmiştir. Buradan 23’üncü dönem milletvekillerimize de sizlerin adına saygı ve selamlarımızı, teşekkürlerimizi ifade etmek istiyorum, Allah onlardan razı olsun. Millet onlara büyük bir teveccühle tarihte hak ettiği yeri mutlaka verecektir
24’üncü dönem, anayasa referandumu sonrasında ve Türkiye’deki birçok vesayet kapısının kapanması sonrasında 24’üncü döneme girerken hepimiz büyük umutlar içindeydik, çok yüksek bir oy oranıyla gelmiştik, çok kuvvetli bir grubumuz vardı, ama hemen arkasından terör harekete geçti. Bildiğiniz gibi Silvan olayları ve birçok şeyle, aynen 2007’den sonra Dağlıca’da harekete geçilmesi gibi. Sonra bütün iyi niyetlerimizle başlatılan çözüm süreci tam rayına girerken, bu sefer 2013’te Gezi olaylarıyla Türkiye’de meşruiyet çizgisi dışında arayışların önü açılmaya çalışıldı. Türkiye özgür bir ülkedir, herkes her yerde gösteri yapabilir izin almak şartıyla ve gösterilen mekanlarda bunu yapmak şartıyla. Ama öyle bir hava estirildi ki tam o Gezi olayları esnasında, gösterinin esasından sebep olarak gösterildiği hususların dışına çıkılarak, anlamıyorsunuz, mesele şudur ifadeleriyle, seçimle iktidara gelen, halkın iradesiyle iktidara gelen bir Hükümet, bir parti yerinden edilmeye çalışıldı. O badire yine kararlı ve dirayetli tutumlu ve Meclis Grubumuzun dirayetli tutumuyla aşıldı. Hemen arkasından 17-25 Aralık. Yani bu sefer parti kapatmayla bizi durduramayacaklarını anlayanlar başka yollarla ülkeyi istikrarsızlığa sevk ederek bu çabalarını sonuca eriştirmeye çalıştılar, ama bundan da başarısız oldular.
Ben 24’üncü dönem milletvekillerimizi de, bütün bu olaylar esnasında Genel Başkanımızın, Başbakanımızın o zaman arkasında çok kararlı bir şekilde durması ve Meclis iradesi üzerinde hiçbir iradenin tanınmayacağı noktasında gereken her türlü ahlaki ve siyasi tavrı alması dolayısıyla tebriklerimi sunuyorum, Allah onlardan da razı olsun.
Ve tabi 24’üncü dönemin önemli bir olayı, önemli bir süreci de, hepimiz içinde yaşadık, tabi Türkiye çevreden izole olabilecek bir ülke değil. Bir ateş çemberinin içinden geçiyoruz. 24’üncü dönem, Arap baharı diye adlandırılan, Türkiye’deki başarı hikayelerinden de esinlenen Ortadoğu’daki gençlerin, halkların aynı hakları talep etmek için ayağa kalktı dönem oldu. Ama Türkiye’deki onurlu duruşun etkilerinden ve bunun getirdiği sonuçlardan korkan, çekinen çevreler, Ortadoğu’daki demokrasi rüzgarının önünü kestiler. 2011 yılında tam biz 24’üncü döneme başlarken Mısır’da, Suriye’de, Yemen’de, Libya’da, Tunus’ta büyük ümitlerle gençler sokaklara özgürlük talepleriyle çıktılar, tam da otoriterleşmeye karşı ve dikta rejimlerine karşı AK Parti’nin savunduğu felsefe ışığında ve özgürlükçü siyaset anlayışı ve onurlu dış politika çerçevesinde onlar da harekete geçti. 2012 yılında ilk kez Mısır’da seçilmiş bir Cumhurbaşkanı iş başına geldi. İlk kez Tunus’ta seçimler objektif bir şekilde yapıldı, yeni bir hükümetle yepyeni ufuklara açılındı. İlk kez Libya’da geçici meclis anayasa çalışmalarına başladı. İlk kez Yemen’de yine çok geniş bir koalisyonla, çok geniş bir tabanla demokrasi kökleşmeye başladı, ama izin vermediler.
Bakın, bu mesele ileride 100 yıl sonra yazıldığında, ki eminim bu şeyler tekrar ele alındığında, Türkiye’deki demokrasi rüzgarının Ortadoğu’daki demokrasi rüzgarıyla nasıl bütünleşik yürüdüğünü, ama nasıl Ortadoğu’daki demokrasi rüzgarını kesenlerin Türkiye’de demokrasiye darbe vurmak için ne planlar yaptıklarını çok açık bir şekilde görecekler.
Şimdi bir haber geldi önümüze, Mısır Müftüsü İhvan lideri Muhammed Biltacı’nın idam cezasını onamış. Mısır’ın darbeyle devrilen Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin idam cezası da müebbet hapis cezasına çevrilmiş.
Şimdi işte sınav vaktidir, Batı ülkeleri sınavdadır, hiçbir zaman şiddete başvurmamış siyasi bir hareketin önemli isimlerinden birinin idama doğru yürüyüşü konusunda ne yapacaklarını göreceğiz. Türkiye’deki demokrasi ve özgürlük yanlıları sınavdadır, acaba seslerini yükseltebilecekler mi? Ama bizim vicdanımız da, bizim sicilimiz de temizdir, nerede bir zulüm gördüysek, nerede bir dikta gördüysek, nerede insan haklarını yok eden bir rejim gördüysek onun karşısında dimdik durduk, durmaya devam edeceğiz.
Bedeli ne olursa olsun, kendimiz için ne istemişsek Ortadoğu’daki kardeş halklar için aynı şeyi istedik. Ve bedeli ne olursa olsun, Ortadoğu’daki kardeş halkların özgürlükleri için yapılması gereken ne varsa yapmaya devam edeceğiz.
Türkiye öylesine, ki buradan bu dersi çıkarmak zorundadır herkes, Türkiye’de bir Başbakan 27 Mayıs sonrası görevini yürütürken şu ifadeleri kullandığı rivayet edilir, Başbakanlık koridorlarında Adnan Menderes’in ruhu dolaşıyordu.
Yine 12 Eylül döneminde hizaya dizilenleri gördük biz. 28 Şubat’ta şu şekilde sembolik dil kullanan başbakanları da gördük. Ama değerli arkadaşlar, AK Parti’den çıkan başbakanlar, kurucu Genel Başkanımız, ilk Başbakan olarak da Sayın Abdullah Gül olmak üzere ve şimdi ben, hiçbir şeklide milletten aldığımız bir iradeyi milletin iradesi dışındaki güçlere teslim etmedik, etmeyeceğiz.
Şimdi bu sınavdan kimin nasıl geçip, geçemeyeceğini de hep beraber göreceğiz. Türkiye’de objektif ve şeffaf bir seçime yönelirken, Türkiye’yi, Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef tahtasına koyup, AK Parti’yi hedef tahtasına koyup otoriterleşmeye gidiyorlar, diktaya gidiyorlar diye yayın yapan uluslararası medyanın şimdi Mısır’da olanlar karşısında nasıl tavır aldığını göreceğiz. Meselenin demokrasi mi, yoksa çıkarlar mı olduğunu şimdi göreceğiz. Türkiye’deki özgürlüklerden bahsedip Mısır’daki dikta rejimine selam çakanları da göreceğiz. Türkiye’de adaletten bahsedip Suriye’deki zulme sessiz kalanları da göreceğiz. Ama millet de tarihte bir tek şeyi görmeyecek, AK Parti’nin herhangi bir güç karşısında şu veya bu gerekçeyle boyun eğdiğini, baş eğdiğini göstermeyeceğiz.
Şimdi değerli arkadaşlar, 22’nci, 23’üncü, 24’üncü dönemin bu sınamalarından geçen meclis gruplarının mirasını devralmış 25’inci dönem milletvekilleri olarak, bütün bu sınamaları tekrar tekrar hafızamızda diri tutup önümüzdeki 4 yıl, bizim ilkesel olarak 4 yıllık bir dönemdir 25’inci dönem, ama ola ki zaruretler daha önce bir seçim gerektirir, onu ayrıca ele alırız, önümüzdeki dönemde, 25’inci dönemde bu ilkeler etrafında bu ağır sorumluluk artık sizlerin omuzunuzdadır. Bizim de en büyük dayanağımızın Meclis Grubumuzun gücüdür, direncidir, kararlılığıdır. Sizlere güveniyorum, sizler hem bütün parti kademelerinden geçen aday belirleme süreçlerinde yapılan değerlendirmelerle, hem alanda gösterdiğiniz olağanüstü gayretle, hem de en önemlisi milletten aldığınız teveccühle buradasınız, bunları unutmayacağınızdan ve bunların hakkını vereceğinizden zerre miktar şüphemiz yoktur.
İşte burada 3 temel ilkeden bahsetmek istiyorum, 22’nci, 23’üncü, 24’üncü dönemlerde gördüğümüz ve sizlerden hep beraber beklentimiz ve beraberce bu yolu yürümek anlamında da birlikte gerçekleştireceğimiz 3 önemli ilke.
Birincisi; birliğimiz, beraberliğimiz. Bu geçmiş 3 dönem şunu gösterdi: Bütün dönemleri kastederek söylüyorum, AK Parti milleti temsil etmektedir, dolayısıyla AK Parti grubunun birliği aslında milletimizin de birliğinin Meclise yansımasıdır. AK Parti bir ve beraber oldukça bütün milleti aynı potada tutan bir siyasi hareket mevcut olacaktır. Onun en temel hususiyet burada, hepimizin dikkate gereken hususiyet, birliğimizi, beraberliğimizi korumaktır.
Biz hiçbir zaman hiziplerin partisi olmadık, biz hiçbir zaman kulislerin partisi olmadık, biz hiçbir zaman gücünü başka yerlerden devşirerek parti için mücadeleye girenlerin partisi olmadık, biz tek tek milletten emaneti aldık ve burada ortak bir ruh ve ortak bir vicdanla bu emaneti temsil ediyoruz.
Şu veya bu dönemde, şu veya bu kriz döneminde sınamalardan hepimiz geçeceğiz, insanoğlu imtihanla birlikte yaratılmıştır, imtihanın olmadığı dönem yoktur kişisel hayatta, siyasi hayatta, sosyal hayatta da, Ama biliniz ki, bu imtihanların aşılmasındaki en büyük güç ve kudret sizin yanı başınızda duran dava arkadaşınızdır. Sağınıza ve solunuza baktığınızda burada bu salonda otururken arkanıza ve önünüze baktığınızda kendi benliğinizden, kendi kişiliğinizden çok daha aziz tutmak durumunda olduğunuz kardeşinizin, dava arkadaşınızın kişiliğini ve benliğini göreceksiniz. Ve burada biz bilinci öylesine güçlü olmuştur ki AK Parti gruplarında hiçbir kişisel hesap bunun önüne geçmemiştir. Bense Grup Başkanı olarak ve aynı zamanda da bütün bu ortak vicdanın emanetini üzerinde taşıyan bir kardeşiniz olarak ifade ediyorum. Birliğimizi ve beraberliğimizi korudukça hiçbir güç karşısında bizim herhangi bir şekilde tereddüde düşmemize mahal kalmayacaktır. Biz birliğimiz ve beraberliğimizle aslında Türkiye’nin ve milletimizin birliğini ve beraberliğini temsil ediyoruz.
Düşünün Ana Muhalefet Partisi bir araya geldiğinde bir ve beraber olsalar dahi 37 vilayetten temsilci orada yok. Üçüncü parti bir araya geldiğinde bir ve beraber olsalar dahi 34 vilayetten temsilci orada yok. 4’üncü parti ve 55 vilayetten bir araya geldiklerinde. Ama biz bir araya geldik mi Türkiye’nin her köşesini de bir araya getirmiş oluyoruz, her dağını, her ırmağını, her ovasını bir araya getirmiş oluyoruz. Bu değerli heyetin arasında Fırat ve Dicle kenarında büyüyenlerde var, Sakarya, Yeşilırmak, Kızılırmak kenarında, Seyhan, Ceyhan kenarında, Menderesler kenarında büyüyenlerde var. Istranca’ların dibinde büyüyenlerde var Ağrı’nın, Cudi’nin Karpatların ve sınır ötesindeki şeylerinde Kaçkarların, Ilgaz Dağı’nın, Torosların eteğinde büyüyenlerde var biz bütün bir Türkiye’yi temsil ediyoruz. Birliğimizin ve beraberliğimizin anlamı sadece partimizin birliği ve beraberliği değil, milletimizin birliği ve beraberliğidir. Bu geçmiş dönemde hiç sarsılmadı son üç dönemde eminim bu dönemde de kim ne yaparsa yapsın, kim hangi ayak oyunu yaparsa yapsın bizim o uhuvvet ve kardeşlik esasına dayalı dava ahlakımız omuz omuza verilişimizin arasına kimse giremeyecek. Ben bu konuda bu değerli heyetinize güvenimi bir kez daha ifade etmek istiyorum ve bu vesileyle de bir araya gelmişken bugün, bütün bir gün herkesin zaten tanıdığı arkadaşlarla bir arada olması değil, tanımadığı, ama manen büyük bir ağır bir sorumluluğu üstlendiği diğer dava arkadaşlarıyla tanışmasına da büyük bir önem veriyorum.
İkincisi, biz illerin siyasetini benimsiyoruz. Birliğimiz dışında biz çıkarların ve gücün siyasetini değil, ahlaki ilkelerin siyaseti üzerinde yükseldik. Hiçbir şeye geçmişte hiçbir baskıya boğun eğmediğimiz gibi, 90’lı yılların kirli siyasetini de ve oradan gelen mirası da hiçbir zaman partimize nüfus ettirmedik. Hani muhtemelen 90’lı yıllarda olsaydı 258 milletvekili almış bir parti için şöyle senaryolar başlayabilirdi: Acaba hangi partiden ne kadar vekil transfer ederlerde 17 milletvekiliyle 275’i bulup tek başına Hükümet olmanın yollarını ararlar. Daha ilk günden bunu kategorik olarak reddettik. Hani Güneş Motel hikayeleri vardır o zaman ki CHP’nin yaptığı. Hani 90’lı yıllarda bir partiden girip küçük bir menfaat ve başka bir partiye geçenler vardır. Biz milletimizin benimsemediği, hiçbir yöntemi AK Parti’ye nüfuz etmesine izin vermeyeceğiz.
Ve bu anlamda da meşruiyet neyi gerektiriyorsa onu yapacağız, meşruiyet çizgisinin dışına çıkmayacağız. Bir arkadaş herhangi bir başka partiden bir nefs muhasebesi yapar, katılmak ister bunlar siyasette olur, ama kesinlikle iktidara doğru yürürken ahlaki meşruiyetten ve siyasi meşruiyetten bir nebze dahi ayrılmayacağız. Milletin önüne çıktığımızda kimse bizi kirli siyasette suçlayamayacak, kimse bizi şu veya bu çıkar hesabıyla ahlaki şu ilkenizden vazgeçtiniz diye hesaba çekemeyecek bu bize en büyük emanettir. İktidarları kaybedebiliriz, ama kesinlikle şahsiyetimizi, onurumuzu, ahlaki ilkelerimizi kaybetmeyeceğiz.
Hiçbir zaman rövanşist olmadık biz. Büyük bir çoğunlukla 2002’de iktidara geldik iki parti meclise girdiği için 367 milletvekili birçok şeyi yapabilirdik, karar alabilirdik, devri sabık çıkartabilirdik. Hepimiz acılarını yaşamıştık 28 Şubat’ın derin acılarını ama o zaman Sayın Kurucu Genel Başkanımız Sayın Başbakanımız o zaman ne o böyle bir dil benimsedi, ne de AK Parti kadrolarından böyle bir talep geldi. Biz birilerinden rövanş almak için değil, bir tarihi ve bir milleti ayağa kaldırmak için yola çıktık bugün içinde bu geçerlidir.
E-muhtıra bir telefonla oyların değiştiği vesaire bütün bu eski ilkesizlik anlamında Türk siyasetine bulaşmış bütün alışkanlıkları bir kenara ittik, bugünde o alışkanlıklar, o tavırlar bizim yanımıza yaklaşamayacak. Bugünlerde koalisyon müzakereleri konusunda değişik görüşler ifade edildiği için zikrediyorum her türlü görüşmeye açık olduğumuzu ifade ettik. Ama ilkelerimizden ve Türk siyasetine kazandırdığımız o derin ahlaki boyuttan bir nebze dahi taviz vermeyeceğiz.
Üçüncüsü, vizyon biz konjonktürel bir parti değiliz dedik, kısa dönemli koalisyon hesaplarıyla Başbakanlık koltuğuna, Bakanlık koltuklarına oturalım bu koltuklar ısındıkça o koltuklara alışalım, sonra da oraları terk etmeyelim gibi bir anlayışla hareket etmedik, onun için üç dönem kuralı birçok parti için imkansızken biz de hem uygulandı, hem de şuana kadar üç dönem kuralı dolayısıyla herhangi bir arkadaşımızın sızlandığını, herhangi bir arkadaşımızın seçim kampanyasında geri durduğunu, küs durduğunu kimse görmedi. Çünkü biz iki, üç dönemlerle değil asırlarla yola çıkmışız asırlarla geliyoruz.
Şimdi bu anlamda vizyonumuz açıktık ve bu vizyondan taviz vermeyeceğiz. Hangi koalisyon görüşmesi yaparsak yapalım demokrasiden taviz vermeyiz, insan hak ve özgürlüklerinden taviz vermeyiz. Türkiye 12-13 yıl içinde kazandırdığımız olağanüstü hal ile aldığımız bir ülkeyi her türlü fikrin, görüşün tartışılabildiği, her türlü, her dilde propagandanın yapılabildiği örnek bir demokratik ülke haline getirmişsek bunlardan bu kazanımlardan herhangi bir şekilde geri adım atılmasına izin vermeyiz vizyonumuz açık ve nettir. Özgürlükçü, demokratik bir Türkiye, yeni bir Türkiye. Yine bu demokratikleşme dışında kalkınma anlamında 2023 vizyonumuzdan herhangi bir şekilde geri dönülmesine izin vermeyiz bu bizim için açık ve ilkesel bir tutumdur. Bu noktada 2023 vizyonunu bir kez daha milletimize anlatmaya devam edeceğiz ve kazanımlarımız konusunda da, vizyonumuz konusunda da net tutumumuzu sürdürmeye devam edeceğiz. Şimdi birlik, birliğimiz, milletimizin birliği, ahlaki ilkelerimiz ve vizyonumuz çerçevesinde 7 Haziran sonrası son 10 gün içinde yaşananlara bir bakalım, bütün partilerin tutumlarına bakalım ve buradan da aziz milletimize seslenmek istiyorum her şey gözünüzün önünde cereyan ediyor. Nasıl seçimler şeffaf bir şekilde yaşanmışsa 7 Haziran’dan bugüne kadar 10 gün içinde yaşananlarda herkesin önünde yaşandı, herkesin gözü önünde yaşandı. Bir kez daha AK Parti’nin tutumunu kısaca özetlemek istiyorum. Balkon konuşmasında vurguladık temel perspektifimizi anlattık ve dedik ki, Türkiye’nin çıkarları parti çıkarlarımızın üzerindedir, kişisel çıkarlarımızın üzerindedir. Milletimiz hiç tereddüt etmesin Türkiye’nin çıkarı neyi gerektiriyorsa onu yaparız ve Türkiye’nin huzur ve refahını gerçekleştirmek konusunda her türlü adımı atarız o günden bugüne balkon konuşmasından bu yana. AK Parti’nin hiçbir mensubundan, herhangi bir şekilde olumsuz bir söylem, bir dil kullanıldığını görmedi kimse. Tam bir parti disiplini içinde hepimiz aynı vurgularda bulunduk ve dedik 7 Haziran seçimlerini doğru okuyalım ve Türkiye’nin geleceğiyle ilgili açık ve yürekli bir diyaloga hazır olalım. Hükümet bu çerçevede parti görüşümüzü açıkladıktan sonra Hükümet görevini sürdürürken de herhalde herkes bunu takdirde anacaktır en ufak bir yönetim boşluğu oluşmasına da izin vermedik. Bir taraftan parti içinde istişarelerinizi sürdürdük, diğer taraftan Hükümet görevi devam etti. Ve AK Parti’nin bu tutumu sebebiyle dikkat ediniz 8 Haziran sabahı muhtemel bir koalisyon görüntüsü içinde çıkabilecek krize hazırlanan piyasalar önce böyle bir krizin işaretleri olarak olumsuz tepki verdi ama kısa zamanda istikrara kavuştu. Çünkü piyasalarda biliyor ki, çünkü halkımızda biliyor ki bu ülkenin geleceğini düşünen ve başka hiçbir şey düşünmeyen AK Parti kadroları hala görev başındadır.
Büyüme rakamları ilk çeyrekte umduğumuz beklenilen piyasaların beklentisinin üstünde çıktı 2.3 daha önemlisi sanayi üretimi 3.8 büyüdü Nisan ayında, işsizlik 0.6 geriledi. Şu anda da toplumda herhangi bir olağanüstülük yoksa, kriz beklentisi içinde olan spekülatörler beklentileriyle baş başa kalmışlarsa bunun en temel sebebi AK Parti’nin verdiği soğukkanlı meşruiyet çizgisi içinde ve milletin çıkarını düşünen mesajlardır bu tutumumuzu sürdüreceğiz. Çünkü bizim için kişisel çıkarlarımızdan daha önemlisi partimizin geleceğidir ve partimizin geleceğinden daha önemlisi ülkemizin geleceğidir. Ülkemiz yoksa partimizde olmaz bizde olmayız. Onun için şu veya bu küçük hesaplar içinde ülke menfaatinin zedelenmesine izin vermeyeceğiz.
Şimdi diğer partilere bakalım ve buradan tekrarda aynı çağrıyı sonra da yaparak diğer partilerin kısaca tutumlarına bakalım. Cumhuriyet Halk Partisi, kaybettiği bir seçimi kazandım telaşı içine ve böyle bir takdime yöneldi, kendi iç parti içi çekişmelerinin yansımasıdır bu. Bunu biliyoruz takipte ediyoruz kamuoyu da takip ediyor. Ama dikkat ediniz dün dahi seçimin üzerinden 10 gün geçmiş, matematiği de bozarak yüzde 60’lık bir blok var diyor Sayın Kılıçdaroğlu. Bir kere yüzde 60 yok, yüzde 54 şu anda Meclis’e girmiş olan bizim dışımızdaki partilerin oy oranı. Meclis dışındaki partilerin oy oranlarını kendi kesesine koyuyor, Meclis içinde birbirine benzemeyen partilerin oylarını kendi kesesine koyuyor ve bir yüzde 60’lık bloktan bahsediyor. Şimdi hani bizi kutuplaştırıcı bir söylem kullanmakla tenkit eden aydınlara, kamuoyu gözlemcilerine söylüyorum blok ne demek blok, neyle tanımlıyorsunuz bloğu? Bundan daha kutuplaştırıcı bir dil olabilir mi? Biz blokuz demek karşımızda da bir blok var, birine karşı blok olmak demek. CHP’nin bu yüzü bütünüyle ifşa edilmiştir artık. Bütün meseleleri kendi doğruları etrafında bir siyaset oluşturmak değil, bütün meseleleri AK Parti’yi bir şekilde engelleyebilecek bir yol takibi, çünkü onlara gelen mesajlar böyle.
Yine bizim daha önce kullandığımız bir kavramdan hareketle restorasyondan bahsediyorlar olağanüstü kongremizi hatırlayanlar bilir 9 maddelik bir restorasyon çerçevesinde AK Parti ve Türkiye’yle ilgili görüşlerimizi paylaşmıştım dünde onlar bir restorasyondan bahsediyor. İyi öğrenmeye başlamaları güzelde tabirleri doğru kullansınlar. Devlet makamlarına ve siyaset kurumlarına hakaret ederek veya onları yıpratarak restorasyon yapılması. Buradan hem bütün partilere, hem de kamuoyumuza seslenmek istiyorum, Cumhurbaşkanı makamını ve Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan her şey bizi hedef almıştır. Daha geçen sene halkın yüzde 52 oyuyla büyük bir teveccühle ilk defa halkoyuyla seçilmiş Sayın Cumhurbaşkanımızla ilgili öyle bir hava estirilmeye çalışılıyor ki meşruiyeti tartışmaya açılmaya çalışılıyor. Meşruiyetin kaynağı millettir, meşruiyetin kaynağı lobiler veya perde gerisinde yapılan pazarlıklar değildir. Ve bu anlamda Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Cumhurbaşkanlığı makamının meşruiyetini tartışma konusu yapmayız bir, bu makamı yıpratmaya yönelik hiçbir tavra kesinlikle taviz vermeyiz iki. Ayrıca buradan da eğer bir siyasi çözüm bütün bu toplum içinden çıkacaksa daha seçimlerden hemen sonra yaptığım açıklamaya istinaden tekrar söylüyorum herkes var olan anayasal sürecin dokusuna, doğasına saygı göstermelidir ve bu anayasal süreçte de hükümet kurma görevini verecek makam Cumhurbaşkanlığı makamıdır, bu anlamda Cumhurbaşkanlığı makamının atacağı adımlar konusunda da herkesin siyasi ahlak ve meşruiyet sınırları içinde davranması gerektiğini bir kez daha vurgulamak isterim.
Cumhuriyet Halk Partisi bu tutumu sergilerken, Milliyetçi Hareket Partisi daha ilk geceden takındığı tutumla ben bu oyunun dışındayım dedi. Bilmiyorum Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy veren değerli seçmenlerimiz; ki bunu buradan yine vurgulamak isterim, bize oy versin, vermesin, bütün seçmenlerimizin tercihi başımızın üzerindedir. Kim olursa olsun, hangi partiye oy vermiş olursa olsun bütün vatandaşlarımız ve seçmenlerimiz bizim için hem azizdir, hem de düşünceleri her an bizim tarafımızdan dikkatle takip edilip kanaatleri alınacak bu ülkenin aziz vatandaşlarıdır. O anlamda da 7 Haziran seçimlerinin iyi bir tahlilini yapabilmek için çok geniş bir kamuoyu anketi yaptırdığımızın da bilinmesini isterim.
Ama burada dikkat ediniz, herhalde MHP seçmeni MHP’ye, sen oyunun dışında kalasın diye oy vermedi. Daha ilk geceden kapıları kapatmak, hani CHP’nin bloklaştırıcı tutumu, MHP’nin de kapıları kapatan bir tutumuyla karşı karşıyayız. Ve yine burada son 10 gün içinde gelen mesajlar, MHP’den gelen mesajlarda hep başka partilerin ne yapması gerektiği üzerine yorumlar yapılıyor. Burada milletin duymak istediği, siz ne yapmak istiyorsunuz? Başka partilerin ne yapacağını tayin etmek Sayın Bahçeli veya MHP’nin yetkisinde değil. Kendi tutumlarını açık bir şekilde ortaya koysunlar. Nihayet siyaset millete hizmet etmek içi yapılır, millete hizmet etmenin yolu da iktidar olmaktır. Ama 99 seçimlerindeki tutumları ve daha sonraki tavırlara bakıldığında, bütün bunlardan tabi Milliyetçi Hareket Partisi’nin bir iç muhasebe yapacağına dair ümidimi korumak istiyorum. Kendi içlerinde mutlaka Cumhuriyet Halk Partisi de, Milliyetçi Hareket Partisi de, biz nasıl yoğun bir istişareyle iç muhasebemizi yapıyoruz, onlar da iç muhasebelerini yapmak durumundalar. 7 Haziran seçimlerini kendi perspektifleriyle ve sadece partinin çıkarları açısından değil, milletin ne söylemek istediğini anlamak bakımından tekrar değerlendirmek durumundalar.
HDP ise daha vahim bir tablo ortaya koydu. 7 Haziran’da seçimin yurt içinde, yurt dışında galibi ilan edildiler. Nasıl oluyorsa yüzde 13’le seçimin galibi olmak, hani matematiksel olarak, siyasal olarak nasıl olduğu tartışılır. Ama şimdi sınav vaktidir, siz Sayın Demirtaş’tan o günden bu güne artık biz bu seçimlerden galip çıktık, -biz öyle görmüyoruz ama, öyle varsayıldığı için- bu silahları gömme vaktidir dediğini duydunuz mu? Artık demokrasi içinde, meşruiyet içinde kalmalıyız, şiddet ve teröre karşıyız dediğini duydunuz mu? Milletimize buradan sesleniyorum, iyi niyetle ve özgürlükçü olduğu düşüncesiyle HDP’ye oy vermiş seçmenlerimize de buradan sesleniyorum; siz silah için mi oy verdiniz, terörün devamı için mi oy verdiniz, şiddet için mi oy verdiniz, yoksa Ankara’da meşru bir siyaset için mi oy verdiniz? Karşılaştığınız her HDP’liye bunu sorun ve tercih yapmaya zorlayın onları, ya silah ya demokrasi, ya meşruiyet ya terör. Bir taraftan demokrasinin bütün imkanlarını kullanacaksınız, diğer taraftan da silahlı baskının her türlüsünü yapacaksınız.
Şunu da ifade etmek isterim: Kamu düzeni bağlamında dün Bakanlar Kurulunda da bu konuları ele aldık, seçim sonrası kamu düzeni temin etmek ve herhangi bir şekilde Türkiye’nin koalisyon senaryoları içinde bir krize yönelebileceğini düşünen bazı çevrelere fırsat verilmemesi açısından da her türlü tedbirin alınması talimatlarını verdik. Biz Hükümet sorumluluğu içinde son anımıza kadar, nasıl ulu Peygamber’in son anda yarın kıyamet kopacağını bilseniz dahi fidanı ekiniz hükmünce, biz de son ana kadar Hükümet olmanın gereğini yaparız, aziz milletimiz bu anlamda rahat olsun, bir saniye dahi yönetim boşluğuna izin vermeyiz bir saniye dahi, bu anlamda üzerimize düşeni yaparız.
Şimdi bütün bu tablo karşısında bizim çağrımız açıktır. Biz kendi muhasebemizi yaparız, istişare kanallarımızı çalıştırırız, taviz vermeyeceğimiz ahlaki ilkeleri vurguladım, birliğimizi, beraberliğimizi ve vizyonumuzu anlattım. Onlara çağrımız da, rövanşist bir siyasi söylem geliştirirseniz altında kalırsınız, devri sabık yaratalım, önce rövanş alalım, sonra siyaseti yapalım demeye başlarsanız bunun altında kalırsınız. Bizim devrimiz devri sabık yaratılacak bir devir değil, aksine 4 misli milli gelirin, Türkiye’nin yükselen bir küresel güç haline geldiği, hasta adam vasfından çıkıp dünyada her yerde iddialı bir şekilde başı dik durduğu bir aydınlık dönemdir. Geçmişle ilgili ne muhasebe yapmak isterseniz bu muhasebeyi yapmaya hazırız. Hiçbir şekilde herhangi bir muhasebeden kaçınmadık, herhangi bir hesaplaşmadan da kaçınmayız. Bizi böyle bir hesaplaşmaya davet edenler veya edecek olanlar son 13 yıl içinde milletimizin elde ettiği kazanımlara bir baksınlar, kendilerinin arabalarıyla geçtikleri duble yolları, rahat bir şekilde indikleri havaalanlarını, bindikleri yüksek hızlı treni, istedikleri lehçeyle konuştukları siyasi propaganda ortamını, özgürce yazdıkları, çizdikleri ve 28 Şubat ya da 12 Eylül şartlarının bir daha olmayacağı şekilde haklarını kullandıkları özgürlük ortamını, işkencenin sıfırlandığı karakollarımızı hatırlasınlar, varsa bir hesaplaşma hodri medyan, millet bu hesabı görür.
Önce hesaplaşma, sonra helalleşme diye bir tabiri ortaya atanlar şunu bilsinler ki; millet hesabı gördüğü için bütün bu saldırılara 7 düvelin tabir caizse yüklenmesine rağmen bizi birinci Parti yaptı ve sorumluluğu bize verdi. Biz bu sorumluluktan hiçbir zaman kaçmadık, kaçmayız. Hesaplaşmaksa buna da hazırız, helalleşmekse buna dünden hazırız. Bizim kimseye rövanş nazarıyla bakmamız söz konusu değil, bize gelene de niçin geldin diye sigaya çekmemiz de söz konusu değil. Geçmişte aramızda ne olmuş olursa olsun, bu ülkenin her bir vatandaşını, bu ülkenin her bir siyasi partisini bu ülkenin asri unsuru olarak görürüz, herkesle konuşuruz. Kapımızı açık tutarız, gönlümüzü açık tutarız, gelen buyursun gelsin, ama o gönle girmenin de belli ahlaki ilkeleri ve temel prensipleri olduğunu da herkes bilmeli.
Bizimle koalisyon kurmaya niyet edecek olanlar ya da bu düşünce içinde olanlara ilk çağrımız, yumruklarını çözsünler, silahlarını gömsünler, baltalarını gömsünler. Yani yumrukla sahaya çıkıp sonra da tokalaşmak, koalisyon nihayet bir tokalaşma, musafahadır bu anlamda, yumrukla tokalaşılmaz, yumrukla musafaha yapılmaz. Yumruklarını çözün, bu ülkenin geleceğini hep beraber konuşalım. Savaş baltalarınızı gömün, rövanşist tutumlarınızı, her şeyi sizinle konuşalım. Ama yumrukla bizi diz çöktüreceğinizi zannediyorsanız, bunu deneyen çok oldu, hiç kimse başaramadı, siz de başaramazsınız. Dış çevrelerden, içeriden, her yerden gelen tehditlere, manipülasyonlara, baskılara nasıl direndiğimizi milletimiz de bilir, tarih de bilir, bütün kardeş halklar da bilir.
Değerli arkadaşlarım, 22’nci, 23’üncü, 24’üncü dönemden sonra, o siyasi grupların onurlu direnişinden, direncinden, ahlaki meziyetlerden sonra sizler 25’inci önemde yeni bir Bismillah ile yola çıkıyorsunuz, hep beraber yola çıkıyoruz. İlk defa doğrudan tek başına iktidar olmamanın sancılarını belki birlikte yaşayacağız. Ama şundan hepiniz emin olun ki, bu sancılar bir doğum sancılarıdır, yeni Türkiye’nin doğumu kolay olmayacak, bu anlaşılıyor, ama kim ne yaparsa yapsın yeni Türkiye doğacak ve yükselecek. Allah bu doğum sancılarını hayra tebdil eylesin ve doğumu geciktirmeden inşallah hep beraber bizim neslin de göreceği yeni küresel büyük Türkiye’yi inşa etme konusunda bu onurlu görevi hakkıyla yapmayı bize nasip eylesin.
Allah’a emanet olun.
Bakmadan Geçme





