Hayvan Hakları

Kenarda kendi başına duran taşın ve taşın altında yuvalanan karıncanın var olma hakkına saygı duyuncaya dek kimse uygar olduğunu sanmasın. Çünkü insanın gerçekten uygarca var-oluşu işte o taşın altında saklıdır…

PAYLAŞ

Canın küçüğü büyüğü olmuyor. Canlıysa ta ölene kadar hem yaşam hazlarını hem acılarını tıpkı bizim gibi çekerler. Onlar sadece geleceğin acısını çekmezler. Çünkü ölüm bilinçleri zayıftır; yani öldükten sonra ne kendilerine ne arkada bıraktıklarına olacakları hayal edip de endişe duymazlar. Ölümden sonrasını hayal edip de tasarlayabilen tek canlı şimdilik insandır.

İnsan insanın hem kurdu hem şifasıdır. Şifa olmak için Evrensel İnsan Hakları bilincini oluşturmaya başlamıştır. Ancak, bu dünyadaki varoluş hakkı sadece insana indirgendiğinde insanın yok oluş nedeni de hazır edilmiş olmaktadır. Çünkü biz her ne kadar doğayı kendi yaşamına uydurabilen harika canlılar olsak da doğa bizim varoluş hakkımızı koşulsuz ve sınırsız karşılayan bir düzenek içre var olamıyor. İnsanın dışındaki doğa diyor ki, “Benden yararlanman için benim varoluş haklarıma saygı duyacaksın. Beni sömürmekten vazgeçip sadece sürdürülebilir saygın tüketimle kullanacaksın.”

Hayvanlar insanların dış doğasında çok çeşitli ve geniş alan kapsamlı bir varoluş kaynağı oluşturuyor. Onların varlık haklarını belirleyip yasal çerçeveye oturtarak koruma altına almak, gerçekte insan haklarına hizmettir. Hayvan Hakları Yasası geleceğin acısını çeken insana bir umut yolu açarken hayvanların da insan ırkından çektikleri çileyi bir nebze hafifletecektir. Biz, hayvan haklarını gerçekte hayvanlar için değil kendimiz için sayıp kollamak zorundayız. Yoksa; önce hayvanlar, sonra ağaçlar ve çiçeklerin peşinden insan nesli yaşadığına bin pişman veda eder bu dünya cennetine…

Kenarda kendi başına duran taşın ve taşın altında yuvalanan karıncanın var olma hakkına saygı duyuncaya dek kimse uygar olduğunu sanmasın. Çünkü insanın gerçekten uygarca var-oluşu işte o taşın altında saklıdır… /  Muharrem Soyek

                                                                                                                                                                                   

Muharrem Soyek'in Kendi Kaleminden Kısadan Öz Geçmişi;

"Kısadan Öz Geçmişim"

Evli, iki çocuk babası ve bir torun dedesiyim. 1953 doğumluyum. Köyden İstanbul’a getirildiğimde 6 yaşımdaydım. 1960-70 yılları arasındaki çocukluğumu ve erken gençliğimi Osmanbey Ebekızı Sokak’tan Ihlamur Deresi boyunca Beşiktaş’a kadar inen gecekondu mahallesinde geçirdim… Daha sonra Beykoz sırtlarında hisse tapulu bir arsaya daha lüks bir gecekondu kondurduk. 2011 yılına kadar Beykoz, Şahinkaya’da yaşadım.

Şişli On Dokuz Mayıs İlkokulu’nu bitirdim. Parasız yatılı Darüşşafaka Lisesi sınavını kazandım. İki yıl hazırlık sınıflarıyla birlikte Darüşşafaka’da orta ve lise düzeyinde yedi buçuk yıl eğitim aldım. Zihinsel ve ruhsal kimliğimin temel taşlarını Darüşşafaka’da oturttum. Darüşşafaka’yı son yarı yılda bir sınıf dolusu arkadaşımla birlikte terk ettik. Paşabahçe Ferit İnal Lisesi’nden mezun oldum. Çapa Tıp Fakültesi’ni kazandım. Fen Fakültesi’nde tıp öğrencisi olarak bir yıl ders gördükten sonra bıraktım. Sorun hem ruhsal hem maddesel yetersizliğimdi. Aslında o kadar da yoksul değildik. Sadece, babam fazlaca keyfine düşkündü; annem de gereğinden fazla biriktirici ancak bir o kadar da şükrediciydi. Ruhsal çöküntüm de sanırım ailemden umduğum desteği alamayışın kırık bezginliğiydi.

Fakülteyi bırakışım şimdi bazı gençlere istediğimi yapma özgürlüğüm gibi görünebilir. Öyle değildi. Asla istediğimi yapmaya bir kahramanlık değildi. İstediğim şey doktor olmaktı. Ben sadece, meslek edinimi gibi öznel bir amaç uğruna katlanacağım zorlukların özgür kimliğimle var olma gücümü tutsak edeceğinden korktum. Koşullar bugünkü gibi değildi. Burs olanakları çok kısıtlıydı ve genelde tanıdık torpiliyle işliyordu. Öğrencilik sicilindeki bir kusur geri çevirme bahanesi yapılabiliyordu. Benim de lise sicilimde okuldan 3 gün uzaklaştırma cezam vardı. Askeri burs vardı; askeri doktor ihtiyacından kolay alınıyordu amma onun da ön koşulu fakülteye askeri öğrenci statüsüyle devam etmekti. Ben de geleceğimin özgürlüğünü bağlamak istemedim.

Askerliğimin son 10 ayını Belçika’nın Brüksel şehri Mons kasabasındaki NATO karargâhında BOQ (orduevi benzeri konuk evinde) resepsiyon çavuşu olarak yaptım. Askerlik sonrası iki üç yıl süt ve yumurta satarak geçim sağladım. İki ineğim 50 tavuğum vardı. İnekleri veresiye ödemeyle almıştım. Yani kazandıkça ödeyecektim. Güvenip de bana veresiye inek satan Kömürcü Sabri Amca’ya minnettarım. Ahırı da eşimle birlikte sadece ikimiz yapmıştık. 1980 yazında inekleri ve tavukları satıp taksitle kelepir bir mahalle bakkalı satın aldım. Beykoz Şahinkaya’da Bakkal işinde 21 yıl çalıştım. Sıradan insan acılarını bakkal raflarına dizdim.

Doğduğum köye 2011 yazında yerleşip doğal ortamda yaşamaya başladım. Bir meyve bahçesi kurdum. Ben ağaçlara eşim de sebze işlerine bakıyor; hepsi ilaçsız ve gübresiz. Toprak, su ve hava neyi ne zaman verirse o zaman yemekteyiz. Kalan kısmına emekli aylığı yetiyor çok şükür. Topraktan alamadığımızı da pazardan alıyoruz. Sonuç olarak basitçe fakat özgür kimliğimle yaşamayı becermekte olduğum kanısındayım.
*
Kitaplarımda, her vazgeçişe ve sıkıntıya rağmen hayatı özgür kimliğiyle yaşamaya azmedenlerin yollarına ışık tutma umudum saklıdır. Ne mutlu bana, eğer birinin bilincine bir esenlik ve ruhuna bir tatlı huzur katmışsam…
*
Yayında 6 kitabım var: Bilincimin Bilincesi (felsefe-deneme)/ Denemeli Anılar / Mühre (serbest şiir) / İçrek Çıkrıklarım (serbest şiir) / Felesefe Fenerim 1 / Felsefe Fenerim 2

 

 

Haber Merkezi

Harput Sancak Haber

HABERİ PAYLAŞ:

Yorumlar / 1

  • Muharrem Soyek | 29 Ocak 2021 20:44

    Doğrusu çok yerinde ve özünden yakalayan bir kavrayışla yayına alınmış. Tebrikler!

BUNLARA DA BAKIN