Ah Be Ramazan Abi!



Ne güzeldi 
“öncesiydi,
başlarıydı-ortalarıydı-sonlarıydı”
diye başlayan-biten cümlelerle 
yakın tarih(ler)imize notlar düşmek...
Sana göre plan-program yapmak
Sen geliyorsun diye 
tatlı bir heyecan duymak
alış-veriş yapmak
evi-barkı temizlemek
tatlı mı tatlı bir telaşa kapılmak

Ne iyi ettin de geldin
Yine gel emi
Gel de 
günlerimizi-gecelerimizi 
sıradanlıktan, bayağılıktan, durağanlıktan çıkar
Yıpranan, tozlanan, pörsüyen, irtifa kaybeden, 
canlılığını yitiren, solan, can çekişen
gönül dünyamızı
bahar meltemlerinle
maneviyat yüklü nefesinden üfleyerek 
tekrar tekrar canlandır
“ba’sü ba’de’l-mevt”ler  yaşat 
her seferinde bizlere

Alışkanlıklarımızın kuşatmasını 
kırmamıza/yarmamıza yardım et
“Gem”i azıya almış nefsimiz karşısında 
günden güne güç ve nüfuz kaybederek 
zayıflayan/cılızlaşan  ruhumuzun, 
tekrar güç-kuvvet kazanıp 
nefsimize galebe çalmasına, hâkim olmasına, 
ona söz geçirmesine, onu dizginlemesine/gemlemesine, 
“beden” ülkesinde 
dizginleri yeniden ele geçirmesine 
yardımcı ol. 

Sen bize her yıl gelen “Tanrı Misafiri”ydin 
Hak’tan bize armağandın, 
armağanlar getirdin
Şeytanları zincirlettin
Cehennemi kilitlettin
Cennetleri fethettirdin
Senin hakkını teslim edemedik
KADR ü kıymetini hakkıyla bilemedik
Sana saygıda kusur ettik diye
kusurumuza bakma, 
gönül koyma 
olmaz mı?

Yine ayrılık vakti gelip çattı desene...
Daha dün gibi sana “merhaba” derken 
şimdi bize “elveda” diyorsun. 

Tam da
iftarınla, sahurunla, terâvihinle, mukabelenle, 
zekâtınla, fitrenle, tekne orucunla, 
hurmanla, pidenle, güllacınla, 
iftar topunla, davulcunla...
velhâsıl herşeyinle
sana alışmaya başlamıştık ki
adeta
“Ben alışkanlıkların zincirlerini  
kırıp parçalamak için gönderildim, 
bana bile alışmanız doğru değil!” 
diyerek 
veda ediyorsun bizlere.

Ama hoş ve tatlı hatıralar bırakarak gidiyorsun...
“Ne çabuk da geçiverdi mübârek” 
cümlesi dökülüyor 
seninle daha da mübârekleşmiş dudaklardan.
Ve yine almış durumda bizi bir “tatlı telaş(ı)”
Pek tatlısın be abiciğim 
vesselam

Yine gel, hep gel, her daim gel
Gel ki bize 
sıcacık ekmeğin/pidenin kokusunu 
Buz gibi suyun lezzetini
Açlığı-susuzluğu 
fakir-fukaranın hallerini 
insan olarak aczimizi
bildir, hatırlat

Elimiz helâle bile uzanacakken 
Ağzımıza bir şeyler atacakken
bir an olsun duraksamayı 
ne yaptığımızı sorgulamayı 
öğret, hatırlat

Gel ki 
daha hassas/bilinçli/müttaki 
müminler olabileceğimizi 
göster bizlere: 
Daha fazla Kur’an, 
daha fazla namaz, 
daha fazla infak, 
daha fazla ibadet, 
daha fazla kulluk, 
daha fazla maneviyat, 
velhasıl daha fazla TAKVA...

Geçen sene olduğu gibi
bu gelişinde de 
biraz değişik karşıladık seni.
Daha önceki gelişlerinde 
“itikâf”a girmeyi 
ihmal edenlerimiz oluyordu 
ama son iki Ramazan’da 
büyük kalabalıklar halinde 
seni evlerimizde itikâfta geçirip 
önceki yıllara ait kusurlarımızı 
affettirmek istedik
Umarım affetmişsindir bizi
N’olur affet bizi!
Bir Ramazan diğer bir Ramazanla 
aralarındaki hatalara 
keffâret olurmuş
N’olur affettir bizi!


Sen her zaman DÖN-GEL 
sana kapılarımız da, 
gönüllerimiz de 
ardına kadar açık
Mübarek RECEP abiyi de al gel
Bereketli ŞABAN abiyi de...
Rahmetinle gel,
Mağfiretinle gel, 
Gel de 
Cehennem’den azad olmamıza 
vesile ol!

Belki seneye geldiğinde bizi bulamazsın 
ama 
seni gönülden sevdiğimizi bil
Sen gidiyorsun diye 
içimizin burkulduğunu bil
Seni özlediğimizi, özleyeceğimizi bil
Bil de yarın mahşer gününde 
Hak divanında 
bize şahitlik yap emi
“Yâ Rab bu günahkâr kul beni severdi” 
diye 
hakkımızda hüsn-ü şehâdette bulun
olmaz mı?

Haydi selametle Ramazan Abi 
uğurlar ola
Gidişine sevindiğimiz için 
bayram yaptığımızı düşünüp 
sakın gönül koyma
İnan gelişine daha çok sevinmiştik
Şimdiki sevincimiz buruk mu buruk
“Şimdi bayram, sevinin!” 
dedi diye Yaradan 
Sevinmemiz bil ki hep ondan...

Elvedâ yâ şehr-i Ramazân

Elvedâ yâ şehr-i gufrân
Elvedâ Ramazan abiciğim elvedâ
Allah’a emanet ol
“Gitme kal!” diyeceğim ama 
biliyorum emir büyük yerden 
senin de günlerin SAYILI, 
gitmen lâzım
Zaten hepimiz gidici değil miyiz
bu fenâ yurdundan bekâ yurduna 
Tez zamanda git
Tez zamanda gel
EFENDİMİZ’e selam, 
hürmet ve muhabbetlerimizi ilet

Bizde adettir, bilirsin
gidenin ardından sular dökülür
Varım yoğum budur
Bir kaç damla yaş
Onu döküversem 
Azımı çoğa saysan
bilmem yeter mi?

Gitmek var gelmemek var
Gelmek var bul(a)mamak var
Seneye görüşmek nasip olmazsa
REYYÂN kapısında 
bekle olmaz mı ...

(Dr. Abdussamet Bakkaloğlu)

harputsancakhaber@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
03Tem

Hayat Yolum

19Haz

Duvarda Rutubet Var Sıva Tutmuyor

07Haz

Demokrasi aşktır

06Haz

Dünya Çevre Günü

30May

Ah Be Ramazan Abi!