Bu Vatan Kimin


Soruyorum bazen kendime.!

"Bu vatan bizim mi gerçekten.?" diye.

"Mülk Allahındır." diye her köşeye yazan biz Müslümanların,

Allahın bize verdiğini, bir diğer Müslümanla paylaş(a)mama gafletini,
'İnsan Haklarını' savunanların(!) o hakkı kendinden başkasına hak gör(e)meyişlerini hüzünle izliyorum.!

Suriye de değil de , Türkiye de doğmuş olmak bizim tercihimiz miydi.? Diyorum.
Sonra bir Suriyeli kadının yerine koyuyorum kendimi.
Dışarıda dilini bilmediğim, bana ne yapacağını kestiremediğim bir takım yabancı askerlerin evimin etrafında dolaştığını, çocuğumla bir köşeye sinip korkulu gözlerle, çıt çıkarmadan beklediğimizi düşünüyorum.
*Böyle anlatıyordu çünkü bir Suriyeli anne .!
 Kadının dediklerini okurken , kendimi orada, o askerin ‘Bizi fark etmemesi’ için dua ederken buluyorum.!
Peki ya diyorum erkek olsaydım.?
Karımı, çocuklarımı korumak için neler yapardım.?
Gözümün önünde tecavüz edilmelerini mi yoksa öldürülmelerini mi izlerdim.?
Yoksa başka bir ülkeye tek başlarına gönderip, belki ne durumdalar uzun süre haber alamadan,
kendilerini nasıl sakınırlar emin olamadan , iyi insanlara denk gelirler mi, onları eşsiz görüp kötülük ederler mi bilemeden,
elimde taştan başka savunacak hiçbir şeyim olmadan yaşadığım yerde mi kalırdım.?
Bir erkeğin ailesi adına çaresizlik içinde kalması nasıl bir şeydir.? diyorum.
Hemen kalkıp pencereden dışarı bakıyorum sonra.
İşgal edilmiş bir Vatan olmadığımız ve dışarıda o eli silahlı, gözünü kötülük bürümüş askerlerin dolaşmadığına ve bunlar gibi daha nice örnekleri yaşamadığımıza şükrediyorum.!
Diyorum ki,
Allah, peygamberinin bir duası ile her şeyi olur kılabilecek, istese tüm müşrikleri yok edip Kabe'yi Müslümanlara verebilecekken, peygamberinin doğup büyüdüğü, geçimini sağladığı Mekkeyi bırakıp hicret etmek zorunda kalmasını ve bu yolculukta türlü zorluklar içindeyken, ona “Sabret” demesini de bir düşünmek lazım
.!
Bu ülkede bazı olaylar bastırılmamış olsa ve tüm ülkeye yayılsa halimiz Suriye'den farklı mı olurdu acaba diyorum.?
Bu topraklar üzerinde bazı kalkışmalar becerilseydi eğer, bize yapacakları yukarıda okuduklarınızdan daha fazlası olurdu.!
Ama aradaki tek fark, biz kaçmaz, savaşırken ölürdük.
Buna inanıyorum.!

Bizim kültürümüzde evlatlarımız doğduğunda alınlarına kan sürülüp, asker oğlum diye sevilirmiş.

Kaderimiz bu, genlerimiz de var çünkü.!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Ne Mutlu Türküm.” Diyene der.
“Ne Mutlu Türk doğana.” Demez.
Bu millet yüzyıllardır, kendinden olsun ya da olmasın mazluma kucak açan bir millet olduğu için her daim düşmanlarına karşı üstün olmuştur.
3-4000 yıldan daha fazladır bizler bu görevi üstlenmiş olarak tarih sahnesinde yer edinmişiz.
Yıllar sadece devletimizin adını değiştirmiştir. Türk milleti yine Türk milletidir.!
Beni yakinen tanıyanlar iyi bilir ki, ırkçı bir insan asla olmadım.
Ama, eğer üstün bir ırk varsa, o ırk biziz işte.!
Fakat yok.
Allah bize yok diyor çünkü. Üstünlük Takva iledir diyor çünkü. (Hücurat Suresi)
Peygamberimiz hutbelerin de;
“Ey insanlar! Dikkat ediniz; Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Takva dışında Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a; beyazın siyaha, Siyahın beyaza bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır. ” diyor çünkü.!
.
Şimdi biz neyin üstünlüğünü kurmaya çalışıyoruz ve kimi beğenmiyoruz.?
Suriyeliler geldiği zaman laf ettik, gidiyorlar yine laf ediyoruz.
Bakın biz yüzyıllardır, ayrıştırmayı, insanları, kültürleri ,parçalayıp bölmeyi hak sanan ve bunu elde edebilmek için her türlü şeyi kendine mübah sayan bir batılla savaşıyoruz.
Biz , namusunu korumak için ölümü göze alan, savaşla doğmuş bir milletiz.
Kaçmayı kendimize ar sayar, yediremeyiz.!
Fakat kalkmışız eli silah tutmayı bilmeyen insanlara, geçimini sağladığı, eşini, evladını, dostunu ve tüm anılarını bombaların altında bırakan bir millete neden savaşmadın diyoruz.
Onlar Türk milleti değiller çünkü. Anlayın.!
Ne geçmişlerinde ne genlerinde savaşçı olmak YOK.!
Vatan bilinci bambaşka bir şey.
Herkes biz gibi kanı dökülen yeri yurt bilmez, bilemez.
.
Kimse de kusura bakmasın, ülkemize tüm kötülükler de onlarla beraber gelmedi.!
Öyle toz pembe bir yaşantısı da yok çoğunun burada.
Evet ekmek verdik, su verdik ama çoğumuz başlarına vura vura yaptı bunu.
İş verdik, en ağır şartlar da üç kuruşa çalıştırarak.
“Bak verdik.” Diyerek. “Veriyoruz, sus otur, eğ başını.” Diyerek.
İt bağlasan durmaz yerleri ev diye fahiş fiyatlara kiralayarak.
Devletin en büyük hatası da bu değil mi zaten.?
O kamplar daha yaşanılır kılınıp, mültecileri dışarı çıkarmayacaktılar.
Tabi savaşın bu kadar uzun süreceğini ve verilen sözlerin yerine getirilmeyeceğini kimse hesap edemedi.!
Gelinen son durum ise ortada.
Evet şimdi sınır kapıları açıldı.
Çoğunun tek istediği ellerine tutuşturduğumuz üç beş kuruşu başlarına kakanlardan kurtulup, daha güvenli olduğunu düşündükleri bir yerde yeni bir hayat kurmak.
Kalıp burayı yurt sayana da gidene de kapımız açık.
Ama çoğunun sandığı gibi de toz pembe bir hayata gitmiyorlar.
Yine yıkıma, tecavüze, ölüme gidiyorlar.
Sınırlardan geçemeyenleriyse konuşmaya bile gerek yok.
Sefalet içinde geri dönecekler zaten.
Çünkü birilerine rağmen, hala dünya üzerinde en merhametli millet biziz.!
Elhamdülillah.!

 

nghnturk@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
03Mar

Bu Vatan Kimin

01Oca

Selam 2020, Ben Müslüman!

24Ara

Eyvah Yılbaşı Geldi

18Ara

Geçmişe Yolculuk

03Ara

Hangi Engel...